Bakteriyel enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanılan ve insan sağlığı açısından büyük öneme sahip antibiyotik ilaçlar bakterilerin çoğalmasını önlemekte ve/veya bakterileri öldürerek sağlığımızı geri kazanmamızı sağlamaktadır. 20. yüzyılda bilim dünyasında çığır açan gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemdeki en büyük gelişmelerden biri binlerce hatta milyonlarca insanın bakteriyel enfeksiyonlar nedeniyle ölmesini önleyen penisilinin, daha sonraki yıllarda da diğer antibiyotiklerin bulunmasıdır.

Antibiyotikler, bakteriyel enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanılan ve insan sağlığı açısından çok büyük öneme sahip ilaçlardır. Bu kimyasal maddeler, bakterilerin çoğalmasını önlemekte ve/veya bakterileri öldürmektedir.

Penisilinin 1928 yılında bulunmasından sonraki yıllarda sıtma, tüberküloz ve diğer bulaşıcı hastalıklarla mücadelede çok güçlü silahlar olan ilaçlar / antibiyotikler geliştirilmiştir. Antibiyotik, bakterinin üremesini durduran veya bakteriyi öldüren ilaçtır. Antibiyotikler topraktaki mikroorganizmalardan doğal olarak üretilebileceği gibi laboratuvarlarda kimyasal yollarla yapay olarak da üretilmektedir. Ancak günümüzde, konu ile ilgili mevcut “tablo” endişe verici olmaya başlamıştır. Şöyle ki, Dünya, beklenen yaşam süresindeki artış ve sağlığın geliştirilmesinde anahtar rol oynamış olan enfeksiyon hastalıklarını tedavi etmedeki gücünü koruyamaz ise, 21.yüzyılda bu güne dek olan gelişmeler gerileyecek, hatta tersine dönebilecektir. Çünkü Dünya genelinde ve Türkiye dahil pek çok ülkenin bir gerçeği olan “antibiyotiklerin gereksiz ya da bilinçsiz kullanımı”, bilimin insanlığa kazandırmış olduğu bu gücün kaybedilmesine yol açacaktır. Ne yazık ki dünyamızda bu güç kaybı süreci başlamıştır. Gereksiz, yanlış, uygunsuz antibiyotik kullanımı, halk sağlığının önemli bir sorundur.

Dünya Sağlık Örgütü 18 Kasım gününü “Antibiyotik Farkındalık Günü” olarak belirlemiş ve çeşitli etkinliklerle akılcı antibiyotik kullanımının önemine dikkat çekmektedir. . Dünya sağlık Örgütünün verdiği bilgilere göre, tüm Dünya’da kullanılan antibiyotiklerin yarısından fazlası uygun olmayan şekilde reçete edilmekte, satılmakta ya da kullanılmaktadır. Hastalığa yol açan mikroorganizmaları bakteri, virüs ve mantar olarak tanımlarız. Antibiyotikler sadece bakterilerin yol açtığı hastalıkların tedavisinde kullanılır ise etkili olur. Virüslerin yol açtığı grip, soğuk algınlığı, bronşit, zatüre ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarının tedavisinde etkisiz olduklarından antibiyotik kullanılmamalıdır. Uygun tanılı hastalıkların tedavisi veya profilaksi dediğimiz koruyucu yaklaşımında antibiyotikleri kullanmalıyız. Aksi taktirde antibiyotik direncine yol açarız. Antibiyotik direnci, bakterilerin o grup antibiyotiğin varlığına rağmen üreyebilmesi ve enfeksiyon yapabilmesi ve daha sonra antibiyotiğe ihtiyaç duyulduğunda artık o antibiyotik o bakteriye karşı işe yaramaz hale gelmesidir. Bu durum, yalnızca antibiyotiği uygun olmayan biçimde kullanan kişi açısından değil, sonradan yapısı değişerek dirençli hale gelen bakteriye yakalanma riski olan herkes için tehlike oluşturmaktadır.

Antibiyotik Direnci Neden Önemli?

Eskiden iyileşip taburcu olabileceğiniz bir enfeksiyondan ötürü uzun süre hastanede yatabilir hatta ölebilirsiniz.

Dirençli bakteri nedeni ile hastanede izolasyon kurallarının uygulandığı özel bakım görürsünüz. Bu sosyal izolasyon hastanın psikolojisi etkileyebilir.

Hastanede yatış maliyeti artar. Dirençli bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisi daha kompleks ve daha pahalıdır.  Temas yolu ile bir hastadan çok koyla bulaşabildiğinden hastanede salgınlara yol açabilir. İş gücü kaybı artar.

Antibiyotik direnci sizi hasta etmeyebilir ancak çevreniz için bulaştırıcı bir kaynak görevi(taşıyıcı) görebilirsiniz. Hastanede yatış süresi uzar.

Mevcut eski antibiyotiklere karşı direnç gelişmesi sebebiyle yeni nesil antibiyotiklerin etkililiği de düşük olabilmekte, güçlü yeni kuşak antibiyotiklerin geliştirilmesi ve kullanılması hastalık bakım maliyetlerini çok arttırabilmektedir. Yeni bir antibiyotiğin geliştirilmesi ve kullanıma sunulması yaklaşık 10 yıl süren bilimsel çalışmalarla mümkün olmaktadır. Ne var ki uygunsuz kullanımlar sonucunda uzun süreçler sonucu geliştirilen antibiyotikler kullanılmaz hale gelmektedir Hem hastalar hem de doktorlarda antibiyotik bilincinin geliştirilmesi gereklidir. Antibiyotik reçetelemek tüm hekimlere verilen bir yetki olmasına karşın toplumda ve hastanede karşılaşılan antibiyotik dirençli hastalıkların tedavisi için Enfeksiyon Hastalıkları uzman doktorları yetkindir. Acil servisler hayati durumlara (felç, trafik kazası, kalp krizi, vb.) müdahale etmek içindir. Kan, idrar, dışkı, akıntı kültürü gibi ileri mikrobiyolojik incelemeler acil servislere başvurulduğunda yapılamamaktadır. Bu nedenle  bilinç kaybının olmadığı tüm enfeksiyonlar poliklinik şartlarında ilgili uzman hekimler tarafından değerlendirilmeli, ileri tetkikler yapılarak gerekiyor ise antibiyotik reçetelenmelidir. Antibiyotikler bakterilerle oluşan enfeksiyonlara karşı etkilidir; virüslerle oluşan enfeksiyonlarda etkisi yoktur. Enfeksiyonları doğru bir şekilde tedavi edebilmek için virüsleri bakterilerden ayırmalıyız.

Bu konuda topluma düşen, antibiyotiklerin hekim tanısı

•Antibiyotik başlanmadan önce mutlaka hastalığa yol açan bakteriyi ortaya koyabilmek için kültür alınmalıdır.

•Antibiyotik ağrıyı dindirmez, burun akıntısını, öksürüğü hafifletmez.

•Antibiyotikler ateş düşürmez.

•Her antibiyotik her hastalıkta kullanılmaz.

•Hekim reçete etmedikçe antibiyotik kullanılmamalıdır

•Antibiyotiklerin etkisi en erken 72 saatte ortaya çıkabilir, hatta kemik enfeksiyonları gibi uzun süre antibiyotik tedavisi gerektiren hastalıklarda bu süre aylar olarak ifade edilir.

•Antibiyotikler virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi edemez. Yaygın ve yanlış kullanıldığında ise hızla direnç gelişen antibiyotik, esas etki beklediğimiz bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde etkisiz hale gelir.

•Hekim reçete ettiği antibiyotikler, enfeksiyonu en etkili biçimde tedavi etmek ve direncin ortaya çıkma riskini azaltmak için doğru dozda, doğru şekilde ve reçetedeki uygun zaman aralıklarında alınarak uygun biçimde kullanılmalıdır.

•Her antibiyotik her hastalıkta kullanılmaz. •Hastaların, daha önceki hastalığında kullandığı antibiyotiğin, tekrar benzer hastalığa yakalansa bile hekime danışmadan kullanmaması gerektiği konusunda bilinçli olması gerekmektedir

Hasta kendisini iyi hissetse bile tedaviyi hekimin belirttiği Süreden önce sonlandır mamalıdır. Antibiyotikler olması gerekenden daha kısa süreli kullanıldığında; bakteri antibiyotikle tanışır, kendi savunmasını geliştirir bakteri de yok edilmemiş olur. Bir daha aynı bakteri ortaya çıktığında, bu kez o antibiyotik o bakteriye etki etmeyebilir, Çünkü önceden karşılaşmış ve direnç mekanizmalarını geliştirmiş olabilir.

•Antibiyotikler karaciğeri yorabilir ama kalıcı etkisi yoktur; bazı antibiyotiklerin böbrekte kalıcı hasarlar bırakabildiği bilinmektedir; bu nedenle doktor önerisi olmaksızın kendi kendine, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır.

•Grip ya da nezle gibi virüslere bağlı solunum yolu enfeksiyonlarında antibiyotiklerin tedavide yeri olmadığını unutulmamalıdır.

•Güvenli olmayan antibiyotikler gebelikte veya emzirme ile, bebekte hasar oluşturabilir; bu nedenle doktor önerisi olmaksızın kendi kendine, gereksiz uygunsuz Antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır.

Sonuç olarak; gereksiz antibiyotik kullanımın Önüne geçerek bakteriyelen feksiyonlara/ bulaşıcı hastalıklara karşı en önemli silahımız olan antibiyotiklere direnç gelişimini önlemek için antibiyotikleri bilinçli-doğru kullanma konusunda toplum olarak farkındalığımızı artırmamız gerekmektedir.

Doktorunuzdan gereksiz yere antibiyotik yazmasını lütfen talep etmeyiniz ve akılcı antibiyotik tüketiniz (etkin doz, doğru süre ve aralık). Unutulmaması gereken “Sağlık en önemli varlığımız olduğu gibi bilinçsizlik, en büyük sağlıksızlıktır.