Günlük yaşamda kullanımı giderek artan teknolojik ürünler ve internet; kültürel yapıyı, aile ilişkilerini, eğitim sistemini etkileyerek, özellikle de çocuklarda bazı duygusal ve davranışsal sorunlara neden olabilmekte. Bunlardan en önemlisi de bilgisayar ve internet bağımlılığı. Bağımlılık denilince akla her ne kadar sigara, alkol gibi madde bağımlılıkları gelse de, özellikle teknolojinin kolay erişilebilir olması sonrası her yaş grubunda bilgisayar ve internet bağımlılığı riski giderek artmaktadır. Ancak erişkinlere kıyasla çocuk ve ergenler dürtü kontrolünde daha fazla zorluklar yaşayabildiğinden bağımlılık riskinin daha da artıyor. Fakat çocukların teknoloji ile kuruldukları her ilişkinin bağımlılığa yol açacağını düşünmek de mantıklı değildir. Çünkü bağımlılığa yol açan asıl neden; bu ürünlerin çocuklar tarafından kullanımı değil, yaşına uygun olmayan düzeyde ve sınırsız kullanımlarıdır.

Çocuğum   internet bağımlısı mı?

  1. İnternet ile ilgili aşırı zihinselğraş (sürekli olarak interneti düşünme, internette yapılan aktivitelerin hayalini kurma vb.)
  2. İstenilen keyfi almak için giderek daha fazla oranda internet kullanma ihtiyacı duyma
  3. İnterneti kullanımını kontrol etme, azaltma ya da tamamen bırakmaya yönelik başarısız girişimlerin olması
  4. İnterneti problemlerden kaçmak veya olumsuz duygulardan (çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmak için kullanma
  5. Başlangıçta planlanandan daha uzun süre internette kalma
  6. Aşırı internet kullanımı nedeniyle aile, okul ve arkadaş çevresiyle sorunlar yaşama, eğitim ile ilgili bir fırsatları tehlikeye  atma ya da kaybetme
  7. Başkalarına internette kalma süresi ile ilgili yalan söyleme
  8. İnterneti problemlerden kaçmak veya olumsuz duygulardan (çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmak için kullanma

Mevcut olumsuz davranışı ya da eylemi kontrol edememe” ve “hayatında yol açtığı olumsuz sonuçlarına rağmen sürdürme” tüm bağımlılıkların ortak belirtileridir. İnternet bağımlılığı konusunda da dünyada en fazla araştırma yapanların başında gelen Kimberly Young, internet bağımlılığını dürtü kontrol bozuklukları içinde yer alan patolojik kumar oynama davranışıyla benzer değerlendirip 8 maddeden oluşan tanı kriterleri belirlemiştir. Bir yılık süre içinde yan şekilde anlattığımız belirtiler, çocuğun hayatında sürekli, yineleyici sorunlara ve kayıplara yol açması durumunda internet bağımlılığı tanısı düşünülmektedir. Bu belirtiler ışığında çocuğunuz sürekli bilgisayar başındaysa, uyku sorunları gelişmişse, yemek yemiyor yada yemek yemeyi unutuyorsa, çevresiyle sözel iletişimi azalmışsa, aile ve arkadaşları ile daha az vakit geçiriyorsa, okula gitmek istemiyorsa, ders başarısında eskisine göre ciddi düşüşler varsa, internet kafede aşırı vakit geçiriyorsa, internet konusunda yalanlar söylemeye başladıysa, bilgisayar dışındaki vakitlerinde mutsuz, hırçın ve gergin ise, aşırı bilgisayar başında oturmaya bağlı bedensel yakınmaları (baş ağrısı, obezite, bel ve sırt ağrıları, görme problemleri vb.) mevcut ise internet bağımlılığı gelişmiş yada gelişiyor olabilir.

 

İnternet bağımlılığına zemin hazırlayan faktörler

Çocukların ve ergenlerin “internet kullanım amacı” en önemli belirleyicilerden biridir. Çünkü internet bağımlısı olan kullanıcıların film-müzik siteleri, oyun siteleri, sosyal medya, pornografik vb. sitelerde daha fazla vakit geçirdikleri gözlenmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2013 yılında yaptığı araştırmada 6-15 yaş arasındaki çocukların %79,5’inin interneti oyun amaçlı kullandığı tespit edilmiştir. Önceki yıllardaki araştırmalarda oyun oynama amaçlı internet kullanım oranlarının oldukça düşük olmasından yola çıkarak, bu durumun   yarattığı bağımlılık riskinin her geçen gün arttığı unutulmamalıdır. “İnternet başında harcanan vakit ve bu vaktin çocuğun hayatına etkisi” diğer bir önemli etmendir. İnternet başında uzun zaman geçirmek, internet bağımlılığının hem nedeni, hem belirtisi, hem de bir sonucu olarak düşünülebilir. Ancak sadece süreye endeksli yaklaşım da yanıltıcı olabilir. Geçirilen sürenin, çocuğun yaşamına etkisi daha önemlidir. Çünkü bazen internette geçirilen vakit kısa da olsa, çocuğun gelişimine ve davranışlarına etkisi çok büyük olabilir. Bireyin mizacı ve yaş dönemi diğer etmenler arasındadır. Örneğin içe dönük, özgüveni düşük, sosyal ilişkiler kurmakta ve kendini ifade etmekte zorlanan çocuklarda daha kolay bağımlılık geliştiği gözlenmiştir. Çünkü bu mizaçtaki çocuklar günümüzün şehir hayatında kolay kolay kuramadıkları sosyal ilişkileri internet üzerinden kolayca kurabilmekte; kimliklerini belirtmeden, kendilerini sınırlamadan düşüncelerini ve duygularını ifade edebilmektedirler. Ancak bu yolla sağlanan sosyalleşme, gerçek hayata yansımadığından bir süre sonra kendini sadece internette mutlu ve sosyal hissetmekte ve giderek internet bağımlılığı kronikleşmektedir. Dönemsel özellikler açısından ergenlik dönemindeki çocuklar, bulundukları yaşın doğası gereği yoğun bir biçimde kimlik arayışı içindedir. İnternet, ergenlere istedikleri bir kimlikte görünme yada kimliklerini gizleme olanağı sağlamaktadır. Bunun sonucunda sanal ortam, gerçek ortamın yerini almakta ve gerçekçi bir kimlik gelişimi sekteye uğramaktadır. Psikiyatrik hastalıkların varlığının bu soruna zemin hazırlayabildiği unutulmalıdır. Çocuğun neden bu kadar bilgisayarın başında olduğunu araştırırken, ek psikiyatrik hastalığının olup olmadığının mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Çünkü internet bağımlılarının %50’sinde başka psikiyatrik bozuklukların olduğu bilinmektedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve diğer duygudurum bozuklukları, kaygı bozuklukları gibi sorunlar var ise, bunların tedavisi olmadan tek başına davranışçı yöntemler yeterince etkili olmayacaktır.

 

İnternet bağımlılığında çözüm önerileri nelerdir?

Öncelikle teknolojinin içine doğan çocukların ailelerinin bu durumu nasıl yorumladıkları çok önemli. Belki de çok geç yaşta tanıştıkları teknolojik ürünlerle, çok küçük yaştaki çocuklarının ilişki kurduğuna şahit olan aile, önce şaşırıp sonra gurur duymaya başlayabiliyor. Aileler 2-3 yaşlarındaki çocuklarının iyi bir google veya youtube kullanıcısı olmasını, yüksek zekasının göstergesi gibi algılayıp, yanlış bir inanışa kapılabiliyor. Ayrıca aile, evde hareketli ve eşyalarını dağıtan bir çocuk yerine sürekli oturan, etrafı dağıtmayan, ekrana kilitlenmiş bir çocuğu yeğleyebiliyor.

Her yaş döneminde, o döneme özgü kazanılması gereken başka gelişimsel becerilerin de olduğu unutuluyor. Teknolojik ürünlerle fazla vakit geçirmenin; çocukların dil, sosyal ve motor becerilerinin gelişiminde gecikmelere sebep olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu sebepten ötürü de ABD’deki Silikon Vadisindeki teknoloji devleri çocuklarını teknolojiden arınmış bir okula göndermeyi tercih etmektedir. Dünyanın en önde gelen teknoloji devlerinden birinin yöneticisi bunun nedenini “Teknolojiyi, zekası en düşük insanın bile rahatlıkla kullanabileceği kadar basit hale getiriyoruz. Çocuklarımızın büyüdüklerinde teknoloji kullanmayı becerememe gibi bir şey söz konusu olamaz.” şeklinde ifade ediyor. Evet bilgisayar yada internetten kaçmak bu dönemde çok mümkün gözükmese de, çocuklarımızın erken ve yoğun teknoloji ile olan ilişkisi, mevcut yaş dönemlerinde elde etmeleri  gereken diğer bilişsel ve gelişimsel becerileri kazanamamalarına sebep olmaktadır. Bu kazanımları elde edemediklerinden de sanal hayattaki başarı, gerçek hayata yansımamaktadır.

 

Çocuklarımızda internet ve teknoloji bağımlılığını baştan önlemek için temel felsefemiz şu olmalı 0-3 yaş arası sıfır teknoloji

Bunun yanında ailelerin yetişkin olarak teknolojiyi yararlı kullanma konusunda çocuklarına nasıl örnek olduğu önemlidir. Akşamları işten gelen anne-baba evdeki tüm vaktini cep telefonu ve bilgisayar karşısında geçiriyorsa, çocuklarıyla oynamak yerine ellerini tuşlardan, gözlerini ekrandan ayıramıyorsa, çocuklarla kaliteli zamandan söz etmek mümkün değildir. Böyle bir aile ortamında ebeveynlerin koyacağı bilgisayar sınırının hiçbir anlamı olmayacaktır. Anne-babaların kendilerinin internet ile olan ilişkilerini gözden geçirmeleri rol model olma açısından yararlıdır.

Artık teknolojiyi hayatımızdan çıkartamayacağımızdan, tamamen yasaklamak yerine çocuklarımıza teknolojiyi nasıl kullanacağı konusunda eğitebiliriz. Diğer konularda olduğu gibi bu konuda da sınırların olması çocuğun dürtü kontrolünün gelişiminde olumlu etki yaratacaktır. Sınır koymayan, çocuklarının her istediğine izin veren ebeveynlerin çocukları onları çok sevebilir  ancak bir süre sonra saygı duymayabilir.

Örneğin tableti veya cep telefonunu daha öncesinde sürekli almasına izin veren bir ebeveynin, sınır koymaya çalışması esnasında çocuğun ebeveynine vurarak cevap vermesi gibi. Trafikte kurallar ve lambalar olmasa, trafiğin felç olacağı ve kazaların yaşanması kaçınılmazdır. Bu örnekten yola çıkarak da hayatımızdaki sınırların, ilişkilerimizde sevgi kadar gerekli olan “birbirimize saygıyı” da beraberinde getirdiği unutulmamalıdır. Çocuğunuz kendini yatıştırma aracı olarak sadece bilgisayarı görüyorsa, alınması gereken  bir diğer önemli tedbir ise bilgisayar dışı etkinliklere yönlendirmektir. Sosyal faaliyetlerin, çocuğun sorunlarla baş etme gücünü arttırdığı bilinmektedir. O nedenle çocuğunuzun hangi alanda yeteneği varsa, bu doğrultuda beceriler kazandıracak ortamlar evde hazırlanabilinir (örneğin ilgi alanı resim ise boya ve malzemeler alınıp resim yapmaya teşvik etmek) yada ilgili kurslara (örneğin spor kursuna) yönlendirilebilinir. Bunun yanında ders sorunlarının artması sonrası okulda kendini başarısız ve değersiz hisseden çocuğun, bilgisayar oyunlarında başarılı olması yada sosyal medyada popüler olması internete yönelimini arttırabilir. İnternet böylece akademik sorunların yarattığı sorunlardan uzaklaşma ve kendini yatıştırma aracı olmaktadır. Bu durumda sadece akademik sorunların sonucu olan internet bağımlılığına yönelmek yetmez, akademik sorunların kaynağını da araştırmak gerekir. Eğer öğrenme güçlüğü varsa birebir dersler veya kurslar alınması veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna bağlı dikkat sorunları varsa bunun tedavisinin sağlanması gerekir. Bu sorunların çözümü adına atılan adımlar internet bağımlılığın azalmasına da katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak çocuklarda gözlenen tüm ruhsal sorunlarda olduğu gibi internet bağımlılığında da bütüncül yaklaşım çok önemlidir. Bütüncül yaklaşımdan kastedilen aile, okul, çocuk ve ergen psikiyatristinin uyumlu birlikteliği ile çocuğa destek oldukları yaklaşımdır. Yoksa bahsedilen işbirliği olmadan, çocuğun tek başına bu durumu düzeltmesi mümkün değildir. Çocuğun internete yönelimini arttıran nedenler ve internet bağımlılığının çocuğun hayatının hangi alanlarını ne kadar etkilediği ve ne tür kayıplara yol açtığı iyice araştırılıp, bunlara yönelik adımlar atılmalıdır.