Yine bir ders yılının sonuna geldik. Çocukları ve ailelerini tatlı bir karne heyecanı sardı. Aslında karne, sadece çocuğumuzun ders başarı puanlamalarını gösteren bir belge olmasına rağmen, kimi aileler karnenin zeka göstergesi olduğunu düşünerek büyük bir yanılgıya düşmektedirler. Yani karne notları yüksek olan bir çocuk zeki ya da düşük olan çocuk zeki değildir kararına varmak yanlıştır. Karnedeki puanları birçok faktör etkilemektedir.

Başlıca faktörleri sıralayacak olursak çocuğumuzun zeka kapasitesi, aile ortamı, okul ortamı ve psikolojik durumudur. Bu faktörlerin hepsini birarada değerlendirmek gerekir çünkü hepsi birbirine bağlıdır. Bunların herhangi birindeki sorun diğerlerini de etkiler.

Zeka Kapasitesi: Zeka kapasitesi düşük olan çocuk dersleri dinlemekte, anlamakta zorlanır ve uzun vadede özgüvenini kaybeder, arkadaşları tarafından dışlanabilir, öğretmen o çocuğa özel zaman ayırmakta zorlanabilir. Sonuçta çocuk kısır bir döngüye girer ve okula gitmek istemez yada okuldan kaçmaya başlar. İlerleyen sınıflarda derslerde zorlanma giderek artar ve bu da karneye yansır.

Genellikle okul hayatları zeka kapasiteleriyle orantılı olarak erken sonlanır. Aileler çoğu zaman durumun farkında olsalar da gerçekle yüzleşmek istemez ve bu sorunu başka nedenlere bağlarlar. Okuma veya yazmadaki gecikmenin en sık nedenleri zeka kapasitesindeki sorun, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve özel öğrenme bozukluklarıdır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar eğer zeka  kapasiteleri normal ya da üstündeyse okuma ve yazmada gecikme yapmaz; ancak eksik yazma, harf karıştırma, hızlı ya da yavaş okumaya yol açabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu çoğu zaman yavaş yavaş karnedeki notlarda düşüşe sebep olur. Daha ileri yaşlarda ise davranım bozukluğu, depresyon, madde ve alkol bağımlılığı, sınav heyecanı ile kendisini gösterir. Özel öğrenme bozukluğunda da dikkat eksikliği ve belli alanlarda öğrenmede zorluklarla kendisini belli eder. Çocuğumuzun bazı dersleri iyiyken bazı dersleri çok kötüdür. Zeka kapasitesi yüksek olan çocuklarda dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü çoğu zaman aileler ve öğretmenler tarafından fark edilmeyebilir. Buradaki en önemli nokta her çocuğa kendine özgü değerlendirme yapmaktır. Zeka kapasitesi yüksek olan çocuk kendiliğinden yaşadığı sorunları kısa vadede çözebilir ancak üstündeki yük biriktikçe yaşadığı sorunlarla baş etmesi zorlaşır.

Çocuğun Psikolojik Durumu: Karneyi etkileyen en önemli faktörlerden birisi de çocuğun içinde bulunduğu psikolojik durumdur. Aslında her çocuğun sorunu olsun ya da olmasın psikolojik açıdan muayeneden geçmesi önemlidir. Ülkemiz koşullarında çocuk psikiyatrisine bakış günden güne olumlu yönde değişmektedir. Çocuk psikiyatrisinde en önemli konulardan biri diğer tıp branşlarında da olduğu gibi erken tanıdır. Erken tanı sorunlar büyümeden ve karmaşık hale gelmeden önce müdahale etme şansı verir. Gebelik ve hamilelik sürecinde sorun yaşayan, gelişim basamakları zamanında olmayan örneğin 1 yaşında konuşmaya ya da yürümeye başlamayan, kreş ya da anaokulunda öğretmenleri tarafından sorun olduğu söylenen her çocuk okul öncesi psikolojik değerlendirmeden geçmelidir. Çoğu zaman atladığımız basit bir detay uzun vadede çocuğumuzun psikolojisini daha kötü yönde etkilemektedir.  Ebeveynler çoğu zaman sorunu basite indirgeme ya da görmezden gelme yolunu seçerler. Karne, aileleri uyarma açısından çok önemli bir araçtır. Ebeveynin görmezden geldiği sorunu tekrar gündeme taşır ancak bazen bu bile yeterli olmaz ve gelecekte düzelir diye sorun ertelenebilir. Bazen o kadar ertelenir ki çocuk okulu bitirmesine rağmen sorun görülmez. Genelde notlardaki düşüş yavaş yavaş olduğundan aileler de bu durumu kabullenmeye başlar  ve sorun göz ardı edilir.

Kaygı Bozuklukları: Karneyi etkileyen bir diğer sorun da kaygı bozukluklarıdır. Sosyal fobisi, ayrılma kaygısı, performans kaygısı, yaygın kaygısı ve takıntıları olan çocukların da hem ders başarısı hem de arkadaşlık ilişkileri bu kaygılardan dolayı bozulur. Sosyal fobisi olan çocuk kendine güvenmediği, ayrılma kaygısı olan çocuk aklı hep ailesinde olduğu, performans kaygısı olan çocuk yanlış yaparım korkusu ile, yaygın kaygısı olan çocuk sürekli zihni bir yerlere takıldığı, takıntısı olan çocuk takıntılarıyla meşgul olduğu için dersleriyle ilgilenemez.

Aile Ortamı: Karnedeki puanları etkileyen bir diğer faktör de aile ortamıdır. Hemen hemen her ailede zaman zaman ufak tefek tartışmalar yaşanır, sorunsuz bir aile ortamı çoğu zaman mümkün değildir. Kısa süreli ve şiddet içermediği sürece çocuk bu durumlarla kendi başına baş edebilir. Boşanma, ilgisiz ebeveyn, psikolojik sorunları olan ebeveyn, maddi ve manevi yetersizlikler çocuğumuzu en çok etkileyen nedenlerdir. Boşanma öncesi ve sonrasında yaşam ortamı değişen çocuk, okul yaşantısının da dahil olduğu uyum sorunları yaşar.

Bu uyum süreci çocuğun tek başına baş edebileceği bir süreç değildir. Kimi çocuklarda maddi yetersizlik notlarda yükselmeyle sonuçlanırken bazı çocuklar bu durumdan daha kötü etkilenir. Genelde maddi yetersizliğin etkisi çocuğun karakteristik özelliklerine göre değişir. Manevi yetersizlikler ise her zaman çocuğumuzu kötü şekilde etkiler. Ebeveynlerinde şizofreni, duygu durum bozukluğu gibi işlevselliği kötü etkileyen ebeveyn hastalıkları bulunan çocukların aile ortamı da aynı şekilde çok kötüdür. Çocuklar ister istemez bu durumdan etkilenirler.

 Ebeveynler Olarak Ne Yapmalıyız?

Yukarıda saydığımız faktörlerden zeka kapasitesini değiştirme şansımız olmasa da diğerlerini düzeltme şansımız vardır. Bu sebepten her çocuğu çok boyutlu olarak değerlendirmemiz ve nerede sorun olduğunu iyi tespit etmemiz gerekir. Bu faktörlerin sadece bir tanesine odaklanmamız da bizi gerçek bir değerlendirme yapmaktan uzaklaştırır. Bazı aileler çocuklarıyla ilgili faktörleri görmezden gelerek sadece okul ve öğretmenle bu da yanlış değerlendirme yapmalarıyla sonuçlanır. Gerçek nedeni gözden kaçırdığımızda ya da görmezden geldiğimizde başarısızlık kaçınılmazdır. Aslında yukarıda bahsettiğimiz bu sorunlar sadece dersleri değil çocuğun gündelik hayatını ve özgüvenini de olumsuz etkiler.

Karneler bu sorunları gündeme getirdiği için çok önemlidir. Yani çocuğumuzun nasıl daha mutlu, kendine güvenen bir birey olması için bize yol gösteren bir araçtır. Karnelere hep bu bakış açısından bakmalıyız. Genelde aileler böyle bir mesajı tehlikeli bulur ve çocuğu tembelliğe ve şımarıklığa teşvik edeceğini düşünürler. Sevgi çocuğu şımartmaz, aksine kendine olan güvenini, girişkenliğini ve cesaretini arttırır. “Eğer zayıf alırsan, ders çalışmazsan, ben de seni sevmem” gibi yaklaşımlar çocuk için tahripkar olur. Daha da kötüsü çocuk kendi zihninde sevgi=başarı olarak kodlar ve hayatında yaşadığı her başarısızlıkta büyük bir korku ve suçluluk hisseder. Başarısızlıklar çocuk ve erişkin hayatında öğrenme ve gelişme açısından başarılar kadar önemlidir. Ancak başarısız olduğunda sevilmeyeceğini düşünen çocuk bir süre sonra başarısızlığa düşmemek için hiçbir şey denemez ve daha az öğrenir.

Ebeveynler Olarak Ne Yapmalıyız?

Yukarıda saydığımız faktörlerden zeka kapasitesini değiştirme şansımız olmasa da diğerlerini düzeltme şansımız vardır. Bu sebepten her çocuğu çok boyutlu olarak değerlendirmemiz ve nerede sorun olduğunu iyi tespit etmemiz gerekir. Bu faktörlerin sadece bir tanesine odaklanmamız da bizi gerçek bir değerlendirme yapmaktan uzaklaştırır. Bazı aileler çocuklarıyla ilgili faktörleri görmezden gelerek sadece okul ve öğretmenle ilgili olumsuzlukları göz önünde bulundurur, bu da yanlış değerlendirme yapmalarıyla sonuçlanır. Gerçek nedeni gözden kaçırdığımızda ya da görmezden eldiğimizde başarısızlık kaçınılmazdır. Aslında yukarıda bahsettiğimiz bu sorunlar sadece dersleri değil çocuğun gündelik hayatını ve özgüvenini de olumsuz etkiler. arneler bu sorunları gündeme getirdiği için çok önemlidir. Yani çocuğumuzun nasıl daha mutlu, kendine güvenen bir birey olması için bize yol gösteren bir araçtır. Karnelere hep bu bakış açısından bakmalıyız.

Bilmediği belli olmasın diye öğretmenine daha az soru sorar, eksik ya da yetersiz cevap vereceği korkusu ile bildiği halde sorulan soruyu yanıtlamak için isteksiz olur. Hatta bazen sınavlarda çok az bile şüpheye düştüğü soruları yanıtlamak istemez ya da sadece çok emin olduğu bilgileri yazar ve tam bilgisini gösteremediği için beklenin altında notlar alabilir.

Yaşanan bir zorluk karşısında çözüm arayışına girmeyip bir suçlu aramak çocuğa “sen de sorunlara bu şekilde yaklaş” demektir. Bir süre sonra çocuğun yaşı büyüdükçe o da başarısızlıklara aynı şekilde “öğretmen güzel anlatamadı, siz bana istediğim cep telefonunu almadınız moralim bozuktu” gibi bahaneler bulmayı öğrenmeye başlar. Aslında ebeveynlerin biraz da içten içe karneyi kendi başarıları ya da başarısızlıkları olarak görme eğilimleri olur, bunu belli etmeseler de. Kadın ve erkek çocuk sahibi olduğunda kendi ebeveynlerinin beğendikleri davranışları alıp beğenmediklerini dışlayarak kendine has yeni bir anne baba tutumu geliştirmelidirler.Kötü bir karne geldiğinde “böyle bir sorunla karşı karşıyayız, öncesinde ne gibi yanlışlarımız oldu da bu durumla karşılaştık ve bundan sonra bu durumu düzeltmek için neler yapabiliriz” düşüncesi ile anne, baba, çocuk durum değerlendirmesi yapmalı, gerekirse sınıf öğretmeni, rehber öğretmene danışılmalı ve ihtiyaç varsa ruh sağlığı profesyonellerine başvurulmalıdır. İyi karne geldiğinde ise abartılı davranışlarda bulunmaktan uzak durmalı, “karnen iyi olduğu için çok mutluyum, seninle gurur duyuyorum” ve en önemlisi “çok çalıştığın ve gereken çabayı gösterdiğin için emeğinin karşılığını aldın” şeklinde yaklaşılmalıdır. Çocuğa çabanın ve emek vermenin önemi ve değeri vurgulanmalıdır. Çünkü çocuğun, yetişkin hayatında en çok ihtiyaç duyacağı şey mükemmel bir karneden ziyade bir şeyler için çaba harcayabilmektir. Yine bazı aileler çocuğa ne kadar zeki olduğunu vurgulamak için “aferin sana, falanca arkadaşın senden daha çok çalıştığı halde senin notların ondan daha yüksek, sen daha akıllısın” gibi sözler söylerler. Bu da yine çocuğa çabalamanın kötü olduğu, en iyi başarının çabalamadan elde edilen başarı olduğu mesajını verdiği için çok tehlikelidir. Çünkü çocuk derslerinde en ufak bir zorlukla karşılaşsa zekasından şüpheye duymaya başlar, moral bozukluğu yaşar ve çalışma motivasyonu azalır. Çabalayarak elde ettiği her başarıda yeterince zeki olmadığını düşünerek mutsuzluk yaşar. Sonuç olarak; nihai amacımız eğitimlerini ve kişisel gelişimlerini destekleyerek çocuklarımızın hayatından memnun, mutlu ve bağımsız bireyler olmalarında elimizden geldiğince yardımcı olabilmektir. Bu amaçlara ulaşmakta tek önemli faktörün karne ve okul başarısı olmadığı unutulmamalı, iyiliğini ve mutluluğunu her şeyin önünde tuttuğumuz çocuklarımızı hataları ve başarısızlıkları ile yargılamak yerine olumlu ve güzel davranışlarına, karakter özelliklerine odaklanıp bu yönlerini geliştirmeleri konusunda cesaretlendirmeliyiz.