Çocukluk çağında en sık görülen diyabet türü, Tip 1 diyabettir. Tip 2 diyabet ise sıklıkla şişman (obez) erişkinlerde görülür. Ancak günümüzde obezitenin, çocuklar dahil tüm yaş gruplarında giderek yaygınlaşması sonucu, çocukluk çağında da Tip 2 diyabet görülmeye başlanmıştır.

Tükettiğimiz gıdalardaki karbonhidratlar parçalanıp, glukoz (şeker) olarak kana karışması sonucunda, pankreasın beta hücrelerinden insülin salgısı artar. Böylece, gıdalardan aldığımız glukoz, kandaki şeker düzeyi yükselmeden insülin yardımıyla hücrelere taşınmış olur.  Diyabet, insülin salgısında azalma veya salgılanan insülinin etkisinde azalma sonucu kan şekerindeki yükseklik ile gelişen bir durumdur. İnsülin eksikliği sonucunda Tip 1 diyabet gelişirken, obezite nedeniyle oluşan insülin direnci ve insülin etkisindeki yetersizlik sonucunda ise Tip 2 diyabet gelişir.

Tip 1 diyabette, çocuğun kendi bağışıklık sistemi, pankreasın insülin salgılayan beta hücrelerine saldırarak, bu hücrelerin zaman içinde yok olmasına yol açar. Bir başka değişle, Tip 1 diyabet, otoimmün (kendi bağışıklık sisteminin yarattığı) bir hastalıktır. Pankreasın beta hücreleri, bazı organlarda olduğu gibi kendilerini yenileyemezler ve bir süre sonra insülin salgısı giderek azaldığından diyabet belirlileri ortaya çıkar. Tip 1 diyabete neden olan bu süreç, belirtiler ortaya çıkmadan aylar veya yıllar önce başlayabilir, ancak fark edilmeden sessiz sedasız ilerler. Bu olayın varlığı, daha önce bilinmiş olsa dahi, diyabet gelişimini önlemek mümkün olmamaktadır. Aileler bazen kendilerini suçlarlar ve hekimlere ‘’acaba bu önlenebilir miydi’’ diye sorarlar. Şu ana kadar yapılan araştırmalar, beta hücresi yıkımını durdurmanın veya ilerlemesinin önlenmesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır. Pankreasın beta hücrelerinin sadece %10’nun çalışması bile, kan şekerlerinin normal düzeyde kalması için yeterlidir. Yani, pankreasın beta hücrelerinin %90’nından fazlası yitirildiği zaman, kan şekeri yükselmeye ve diyabet belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Bu nedenle aileler, hekime başvurmadan yaklaşık 1-4 hafta önce, adeta aniden başlayan “çok su içip çok idrara gitme, kilo kaybı, gece idrar kaçırma” gibi belirtilerin ortaya çıktığını fark ederler. 

Tip 1 diyabetin çocuklarda görülen sık belirtileri, çok su içme, çok tuvalete gitme, kilo kaybı, çocuğun aniden her gece idrar kaçırmaya başlaması, karın ağrısı, halsizlik ve yorgunluktur. Bu belirtiler bazen idrar yolu enfeksiyonu, üst solunum yolu enfeksiyonu veya apandisit gibi enfeksiyon hastalıkları ile karışabilmektedir. Teşhis konmakta gecikme, çocukların diyabetik ketoasidoz (DKA) denen ve halk arasında diyabet koması diye de bilinen bir tabloyla hekimlere başvurmalarına neden olabilir. DKA’un başlıca belirtileri ağızda kuruluk ve aseton kokusu, gözlerde çökme, bulantı, kusma, karın ağrısı, hızlı soluk alıp verme, uykuya eğilim ve bilinç kaybıdır. DKA’da beyin ödemi (beyinde şişme) en endişe edilen komplikasyon olup, sakatlık veya ölüm riski taşımaktadır. Bu nedenle DKA teşhisi konan hasta, yoğun bakımda damardan sıvı ve insülin verilerek ve çok yakın takip edilerek tedavi edilmektedir. DKA çok ciddi sonuçlar doğurabileceğinden, Tip 1 diyabetin erken teşhisi ve DKA tablosuna girmeden insülin tedavisine başlanabilmesi için ailelerin ve doktorların bu konuda bilinçlendirilmesi çok önemlidir.

Tip 1 diyabet kalıtsal bir hastalık değildir. Her insanın, aynen kan grupları gibi, anne ve babadan edindiği doku tipleri (HLA) vardır. Çocuklar bu doku tiplerine göre, ya Tip 1 diyabet gelişmesine dirençli olarak (koruyucu HLA taşıyan insanlar) veya Tip 1 diyabet gelişmesine yatkın olarak (riskli HLA taşıyan insanlar) dünyaya gelirler. Bu genetik özellik, ancak çevresel faktörlerle birleşince Tip 1 diyabet ortaya çıkar. Genetik yapıları tıpa tıp aynı olan tek yumurta ikizlerinden birinde Tip 1 diyabet gelişirse, diğer ikizde gelişme riskinin %30-%50 oranında olduğu saptanmıştır.  Kardeşlerden veya ebeveynlerden birinde Tip 1 diyabet varsa, genel popülasyona göre risk artsa da, çocuktaki riskin sadece %5-8 olduğu bilinmektedir. Bu durum, Tip 1 diyabetin sadece genetik nedenlerle olmadığının bir kanıtıdır. Tip 1 diyabeti tetikleyen çevresel faktörler arasında, virüsler, toksinler, gıdalara eklenen katkı maddeleri, bebeklik döneminde inek sütüne erken yaşta başlamak ve stres yeralmaktadır. İnek sütünde bulunan bir proteinin pankreasın beta-hücrelerinin bir bölümü ile benzer özellikte olduğu için, bağışıklık sistemini tetikleyerek daha sonra pankreasın beta-hücrelerine de saldırdığı öne sürülmüştür. Sonuç olarak Tip 1 diyabet, genetik yatkınlığı olan çocuklarda, bazı çevresel faktörlerin tetiklemesiyle, yıllar içinde kademeli olarak gelişmektedir. Tip 1 diyabet, 5 ila 7 yaş grubunda ve ergenlik çağında sıklıkla görülmekle birlikte diğer yaş gruplarında da gelişebilmektedir.

Tip 1 diyabet tanısı alan çocuklardan en problemli yaş grubları, 5 yaş altı çocuklar ile ergenlik çağındaki çocuklardır. Beş yaş altındaki çocukların düşük kan şekerine (hipoglisemiye) bağlı beyin hasarına daha yatkın olmaları yanında, kan şekeri düşüklüğünü farkedebilme yeteneklerinin veya kendilerini ifade edebilme becerilerinin tam gelişmemiş olması da ayrı bir problem yaratmaktadır.  Son yıllarda sürekli kan şekeri ölçüm cihazlarının (glukoz sensörleri) kullanıma girmesiyle, özellikle küçük yaştaki tip 1 diyabetli çocukların ebeveynleri biraz daha rahatlamıştır.

Ergenlik çağı, çocuklarda başlı başına problemli bir dönemdir. Buna bir de Tip 1 diyabet eklenince, bu çocuklar oldukça bocalayabilmektedirler. Ayrıca, diyabet bakımlarını yıllardır kendileri üstlenmiş olmaları sonucunda tükenmişlik sendromunun (‘burn-out’) gelişmesi de eklenince, ergenlik çağındaki çocuklarda kan şekeri kontrolü, iyice bozulabilmektedir.  Bu nedenle, eski önerilerin aksine, artık Tip 1 diyabetli çocukların 13-14 yaşına kadar, kendi başlarına diyabet tedavisini üstlenmemeleri ve ebeveynlerin çocuklarını bu konuda yalnız bırakmamaları önerilmektedir. Böyle bir tutum izlenirse, Tip 1 diyabetli çocuklarda ergenlik döneminde görülen zorlukların aşılması bir derece kolaylaşabilmektedir.

Tip 1 diyabetli çocuklarımızın kan şekerlerinin sıkı kontrol altında tutulması ile kronik komplikasyonların önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla tip 1 diyabetli çocukların düzenli olarak her 3 ayda bir pediatrik endokrinolog tarafından muayene edilmesi önerilmektedir.