Anemi, yani kansızlık dünya nüfusunun dörtte birinden fazlasını etkileyen çok yaygın bir sağlık sorunudur. Bu sorunun en bilinen nedenlerinden biri de hiç şüphesiz, olguların yaklaşık yarısından sorumlu olan demir eksikliğidir. Demir eksikliği vücutta iki klinik tabloda kendini gösterir. Bu tablolardan biri, henüz kansızlığın ortaya çıkmadığı ama vücudun demir depolarının azaldığı “anemisiz demir eksikliği” durumudur. Bu durum tespit ve tedavi edilmediği takdirde zamanla kansızlık da ortaya çıkar ve tedavisiz geçirilen süreç ilerledikçe tablo da giderek derinleşir. Halsizlik, çabuk yorulma, merdiven-yokuş çıkarken zorlanma gibi genel belirtiler, azalmış demir depolarına bağlı olarak, henüz kansızlık ortaya çıkmadan bile kendini göstermeye başlayabilir. Kansızlığın ortaya çıkması ve ilerlemesiyle birlikte hastalar neredeyse istirahat halinde bile çarpıntı hisseder bir duruma gelebilirler. Belirtilerin şekli ve şiddeti, hem kan değerinin düşme derecesine, hem de kansızlığın ortaya çıkış sürecinin yavaş ya da ani oluşuna göre değişir. Örneğin, geçirdiği ani bir kanama sonrası kanındaki Hemoglobin seviyesinde 1-2 birimlik bir düşme olan bir kişinin hissettiği çarpıntı ve rahatsızlık hissi, bazen, uzun yıllardan beri demir eksikliği olup sonunda Hemoglobin değeri normalin 4-5 birim altına düşmüş olan birine göre çok daha belirgin olabilir.

Demir eksikliği ayrıca saç dökülmesi, özellikle bacaklarda sürekli bir huzursuzluk hissi yaratan belli belirsiz kas ağrıları ya da kramplar, kronik baş ağrıları, uyku problemleri, konsantrasyon güçlüğü gibi günlük hayatımızı çok yönlü olarak etkileyen ve hayat kalitemizi bozan birçok şikayetin de temelini oluşturabilir aslında. Bütün bunların dışında özellikle çocuklukta büyüme ve gelişmeyi, daha sonraki yıllarda da okul başarısını etkileyen olumsuz bir zemin yaratması nedeniyle çocuklarda da demir eksikliğinin tespiti ve tedavisi önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Süt çocukları ve adölesanların, vücutlarındaki gelişimin hızına bağlı olarak artan demir ihtiyaçlarının kansızlığa dönüşmeden karşılanabilmesi pek çok ülkede koruyucu hekimliğin önemli hedeflerinden biri kabul edilir.

Midemde bir sorun yok… Neden endoskopi yaptırıyorum?

Erişkin hastalar demir eksikliği tablosu ile karşımıza çıktığında cevaplanması gereken önemli bir soru, demir eksikliğinin nereden kaynaklandığı sorusudur. Üreme çağındaki, yani adet gören kadınlarda demir eksikliği belli oranda karşılaşılabilecek bir problemdir. Ayrıca gebelik ve emzirme dönemlerinde kadınlar daha da çok demire ihtiyaç gösterdiklerinden, bu dönemlerde demir eksikliği ortaya çıkması ihtimali daha da yükselir. Ancak, bu durumların dışında erişkinde demir eksikliği, gelişmesi beklenen normal bir süreç olarak kabul edilemez. Yaygın kanının aksine, erişkinde beslenme faktörü demir eksikliği gelişimi açısından nadiren önem arz eder. Bu durumda, demir eksikliğiniz tespit edildiğinde doktorunuz sizi, yüksek olasılıkla, altta yatan sebepleri taramak üzere bir dizi araştırmaya sevk edecektir.  Bu araştırmaların içinde en önemli bölümü mide ve barsak sisteminizin değerlendirileceği ösefagogastroduodenoskopi(endoskopi) ve kolonoskopi gibi tetkikler oluşturur. Çalışmalar göstermiştir ki, sadece demir eksikliği nedeniyle yapılan üst ya da alt endoskopik incelemelerde kansere rastlanması ihtimali % 15’leri bulabilmektedir.

Kanser olsam belirti verirdi zaten,  benim yıllardır düzelmeyen bir demir eksikliği sorunum var. Altında bir neden olduğunu düşünmüyorum. Barsaklarımızın toplam uzunluğu yaklaşık 4 ila 8 metredir. Bu kadar uzun bir yolda demirimizin başına neler gelebileceğini kestirmek zor.  Barsaklarımızdan iyi emilemiyor ya da gizli ve sinsi bir kanama ile azar azar kaybediliyor olabilir.  Biz ne kadar mide ya da basaklarımızla ilgili hiç şikayetimiz olmadığını düşünsek de, bazen aslında uzun yıllardır yaşadığımız bazı belirtileri kanıksamış olabiliriz. Örneğin, dönem dönem yaşadığımız ishal ya da karın ağrılarını sık sık olup geçiyor ve zararı dokunmuyor diye önemsiz zannetsek de altta yatan Coeliac hastalığının belirtisi olması mümkündür.

Mide ya da barsak sistemi ile ilgili pek çok problem, tekrarlayıcı demir eksikliğine neden olabilir. Geçirilen bazı mide ameliyatları,Coeliac hastalığı gibi barsak emilimini bozan bazı durumlar, ülseratif kolit gibi sık sık barsaklardan kanamaya yol açan durumlar, kronik karaciğer hastalığı olan bireylerde zaman zaman yaşanabilen yemek borusu varisi kanamaları, barsaklarda iyi huylu damar genişlemelerine bağlı aşikar ya da gizli kronik kanamalar, atrofik gastrit denilen mide iç yüzünün incelmesi durumu gibi birçok neden tekrarlayıcı demir eksikliği tablosuna yol açan kanser dışı mide-barsak sorunları arasında sayılabilir. Bunların dışında; çok yoğun adet kanamaları, myomlar, rahim, böbrek ya da idrar yollarından kaynaklı az ya da çok miktarda kronik kan kayıpları da tekrarlayan demir eksikliğinin nedenleri arasında sayılabilir. Yine de bazen, altta yatan hiçbir neden de saptanamayabilir. Ama asıl önemli olan nokta, mutlaka bir neden saptamak değil, altta yatan ciddi bir nedeni gözden kaçırmamaktır.

Damardan serumla demir almak istiyorum, bana demir hapı yazmayın lütfen…

Bu soru ve sorun hekimler olarak zaman zaman karşılaştığımız bir durumun ifadesidir. Daha önce çeşitli kereler oral demir preparatı (demir hapı) kullanmış ve çoğu zaman tedaviyi yarıda bırakmış ve bu nedenle oral demir tedavisine inancını yitirmiş hastalarımız sıklıkla bu taleple karşımıza gelirler. Bir tedaviyi planlar ve sürdürürken elbette hasta talebi de göz önünde bulundurulması gereken önemli bir değerdir. Ancak burada hem hasta hem de hekim için önemli bir nokta, hastanın oral demir preparatına tedavi yanıtının gerçekten olup olmadığının kesin ve net olarak tespitidir. Madem ki bu hasta tekrarlayıcı demir eksikliği ile daha önce çeşitli kereler demir kullanmak zorunda kalmıştır, o zaman sorunun nerede olduğunun gerçekten tespiti, sorunun çözülmesi için belki de ilk adımdır. Eğer tıbben bir engel yoksa böyle hastalarda hiç değilse bir ay kadar oral demir tedavisinin denenmesi, bir ay sonra bakılan kan değerlerinde yükselme olmaması halinde durumun gerçekten barsaktan demir emiliminin bozulmuş olması yönünde kesinlik kazanması, hasta ile ilgili altta yatıyor olabilecek hastalıklar yönünden fikir veren önemli bir bulgudur. Böyle hastaların Gastroenteroloji bölümü ile ortak takibi ve detaylı araştırılması gizli kalmış bazı durumların su yüzüne çıkmasını sağlayabilir. Tersine, yakın takip altında kan değerlerinin yükseldiğini görmek ise hastanın tedaviye güvenini ve tedavi uyumunu artıracak bir zemin teşkil edebilir.

Yine de bazı hastalarda daha en baştan tedaviye intravenöz yöntemle başlamak gereği duyulabilir. Mide ameliyatı geçirmiş kişiler, kanıtlanmış bir emilim problemi mevcut olan, ya da aşikar kan kaybı söz konusu olup bu kanamaya oral demir tedavisi ile yetişilemeyeceği düşünülen bireyler için intravenöz uygulama tercih edilir. Bu uygulama şeklinde oral tedaviye kıyasla alerjik reaksiyon gelişme riski biraz daha yüksek olmakla birlikte; günümüzde kullanılan demir karboksimaltoz gibi bazı preparatlar bu riski de oldukça düşük seviyelere çekebilmiş durumdadır.

İster oral ister intravenöz demir kullanılmış olsun, demir tedavisinin sonucu genellikle yüz güldürücüdür. Birçok hasta kansızlığın düzelmesi ve demir depolarının dolmasıyla birlikte, artık hayatının bir parçası olarak kabul eder hale geldiği yorgunluk, sabahları yataktan kalmak konusunda duyulan isteksizlik, kaslarının üzerine yerleşmiş bir ağırlık hissi gibi hayatı zorlaştıran durumlardan kurtulabildiğini görür ki; bu da uzun süredir bu şikayetleri yaşayan biri için neredeyse yeniden doğmak gibidir. Çoklu vitamin şişelerinde aranan yaşam enerjisi bazen sadece nitelikli ve yeterli demir içeren bir kutuda gizlidir.