İnsülin vücudumuzdaki şekeri düzenlenmesinde en önemli rol oynayan hormondur. Diabetes Mellitus; insülinin kısmi ya da tam eksikliğinin neden olduğu kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir sendromdur.

Hastalığın sebebi bireyden bireye değişebilmektedir. Çevresel faktörler ve genetik yatkınlık üzerinde durulmaktadır.

Diyabetin toplumda sıklığı %10 civarındadır. Kabaca tip 1 ve tip 2 olarak iki sınıfı vardır. Bazı sistemik hastalıklar da diyabete yol açabilmektedir.

Önemli olan bir konu da diyabet tanısı konduğu anda hastalığın uzun süredir devam ediyor olma ihtimalidir.

Bu durum hastalığın göz etkileri açısından riski arttıran bir durumdur.

 

Kimler Risk Altında?

  • Öyküsünde bu özelliklere sahip olan bireyler düzenli olarak şeker ölçümlerini yaptırmalıdır.
  • 45 yaş ve üzerindeki tüm erişkinler ve Akrabalarında diyabet olanlar Şişman (Vücut kitle indeksi > 25 kg/m2) olanlar
  • Yüksek tansiyonu ve Yüksek kan yağları olanlar
  • 4000 gr üzerinde bebek doğurma öyküsü olan kadınlar
  • Daha önce kan şekeri 100mg/dl üzerinde olanlar ve  Kalp hastalıkları olanlar
  • Yumurtalıklarında kist olanlar
  • Hareketsiz olanlar

 

Diyabetin Göze Etkileri

Diyabette göz sorunları gelip geçici görme bozukluklarından, çift görmeye, kalıcı görme kaybına kadar geniş bir yelpazede yer alır. Diyabetli hastada en sık karşılaşılan göz sorunu tıp dilindeki adıyla “diyabetik retinopati” dir. Diyabetik retinopati günümüzde gelişmiş ülkelerde dahi 20-65 yaş grubunda önde gelen körlük nedenlerindendir. Diyabete bağlı olarak göz duvarının en içteki tabakası olan ve de görme hücrelerinin yeraldığı ağ tabakanın “retina” hasarıdır. Diyabetik retinopatiyi tek başına bir göz hastalığı olarak düşünürsek hata yaparız. Diyabetik retinopati vücutta kanlanması olan hemen tüm organları etkileyen diyabetin gözdeki bulgusudur. Ağ tabakada küçük damarlardaki tıkanıklıklar ve damar duvarı geçirgenliğinin artması sonucu beslenme bozukluğu gelişir.

Bu beslenme bozukluğunun ağırlığına ve yaygınlığına bağlı olarak hastanın görmesi de etkilenir. Diyabetik retinopatide ağ tabakadaki kanamalar, sızıntılar ve diğer değişiklikler tek tek değil bir bütün olarak değerlendirilir ve evre ile ifade edilir. Diyabetik retinopati başlıca iki evreye ayrılır. Daha erken evre olan nonproliferatif diyabetik retinopati (NPDR) ve de daha ileri evre olan proliferatif diyabetik retinopati (PDR). Bunlar da kendi içlerinde sınıflandırılmaktadır.  Erken evre diyabetik hastalarda rahatsızlık kendini kanama ve sızıntılar şeklinde göstermektedir. İlerleyen evrelerde bu sızıntıları önlemek için yeni damarlar oluşur ancak bu oluşan yeni damarlar doğal damarların yapısında değildir ve kendileride kanama ve sızdırmaya neden olurlar. Böylece bir kısır döngü ortaya çıkmış olur.

 

Kimler Diyabetik Retinopati

Açısından Risk Altındadır?

Diyabetik retinopati ister tip 1 ister tip 2 diyabetli olsun her diyabetli de ortaya çıkabilir. Diyabetik süresi uzadıkça diyabetik retinopati görülme riski de artar. Diyabet süresi 15 yıl üzerinde olanların yaklaşık %75’inde, yani 4 hastadan 3’ünde diyabetik retinopati saptanır.

Diyabetik retinopati açısından diyabet süresinin yanı sıra glisemik kontrol, hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği, böbrek bozukluğunun (diyabetik nefropati) varlığı ve gebelik diğer risk faktörlerindendir.

 

Diyabetli Hastalarda Göz Muayenesi Ne Zaman ve Hangi Sıklıkta Yapılmalıdır?

Diyabetik retinopati diyabetin uzun dönem organ hasarlarındandır. Gözdibinde ilk lezyonlar diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra görülmeye başlar. Ancak tip 2 diyabet sinsi başlangıçlı olduğundan hastada diyabet başlangıcı tanı konmasından yıllar öncesidir. Bu nedenle tip 2 diyabetli hastalarda tanı konduğunda ilk göz muayenesinin yapılması gerekmektedir. Çeşitli çalışmalarda değişse de, yeni tanı konan tip 2 diyabetli hastaların %20’sinde diyabetik retinopati saptanabilmektedir. Tip 1 diyabet ise özellikle çocukluk çağında gürültülü başlar, dolayısıyla sıklıkla diyabet tanısı da hastalık yeni başladığında konulmaktadır. Genel olarak, 10 yaşın üstündekilerde tanı konduğundan itibaren ilk 5 yıl içerisinde ilk göz muayenesinin yapılması önerilmektedir. Hastanın hiçbir şikayeti yoksa da yılda bir kez gözdibi muayenesi tekrarlanmalıdır. Diyabetik retinopati saptananlarda ya da gebelik gibi özel durumlarda takip aralığı daha kısadır.

 

Gözdibi muayenesinde ışık kaynağı ve özel lenslerle küre şeklindeki gözün iç duvarı, yani ağ tabaka incelenir. Gözbebeği ışıkta ufaldığından hastanın gözüne gözbebeğini genişletici bir damla damlatılarak gözdibinde daha geniş bir alanın incelenmesi sağlanır. Gerektiğinde ek testler uygulanır.

 

Diyabetik Retinopati’yi Önlemek Mümkün Mü?

Dünya genelinde her 100 diyabetik hastanın 2’sinde körlük gelişmektedir; bu oran gelişmekte olan ülkelerde daha yüksektir. Tüm dünyada 120 milyon diyabet hastası vardır ve 2.5 milyon kişi diyabet nedeniyle görmesini yitirmiştir. Diyabetik retinopatiyi tedavi etmekte esas amaç, yeni damarların oluşmasını engellemek, böylece hastanın ilerde görmesini tamamen kaybetmesini önlemektir. Tüm hastalıklarda olduğu gibi tedaviye erken başlandığında, hastalığı başlangıç aşamasında durdurmak mümkün olmaktadır.

 

Diyabetik Retinopatide Görülen Şikayetler

Diyabetik retinopati en erken evrelerde hiçbir şikayete yol açmaz. Hatta ileri evrelere kadar hastanın görme şikayeti olmayabilir veya görme kaybı yavaş yavaş ilerlediğinden kişi günlük yaşamını etkileyecek derecede görme bozukluğu gelişene kadar farkına varmayabilir.

Hastaların doktora başvuru şikayetleri genellikle görme bulanıklığı, ani görme kaybı, gözünün önünde uçuşmalardır. Bir şeyi çok net vurgulamamız lazım, görmeyi etkileyecek derecede diyabetik retinopati bugünden yarına gelişmez. Düzenli göz dibi takibi yaptırmayan hastalar doktora gözlerim çok iyiydi birdenbire görmem azaldı diye başvurabilirler. Halbuki o görme kaybı gelişmeden yıllar öncesinden göz muayeneleri yapılsa kendilerine gözdibinde diyabetik retinopati geliştiği söylenecektir. Zaten diyabetlilerde göz muayenesinin amacı hastanın şikayetleri ortaya çıkmadan diyabetik retinopatinin saptanması ve görmeyi tehdit edecek hale geldiğinde müdahale edilerek görme kaybının engellenmesidir. Fakat burada en az düzenli aralıklarla göz muayenesi kadar önemli olan hastada kan şekerinin düzenli gitmesi, kan basıncının normal sınırlarda seyretmesidir. Çünkü ağ tabakadaki damarlar vücuttaki damar sisteminin bir parçasıdırlar, dolayısıyla diyabetli bir kişide gözdeki bu bozukluğu tek başına bir göz hastalığı olarak düşünemeyiz.

 

Diabetik Retinopati’ye Nasıl Tanı Konur?

Diyabetik retinopati ve makula ödemi şunları içeren kapsamlı bir muayene esnasında saptanır:

Görme keskinliği testi:

Değişik mesafelerde görme düzeyi ölçülür.

Göz bebeği genişletilerek yapılan göz muayenesi:

Göz bebeğinizi genişletmek amacıyla gözünüze damlalar  damlatılır. Bu sayede göz doktorunuz gözünüzün içinde daha geniş alanları tarayabilir ve hastalığa ait bulgu olup olmadığını araştırır. Doktorunuz özel bir lens kullanarak gözünüzün retina tabakasında ve görme sinirinizde herhangi bir tahribat olup olmadığını araştırır. Bu muayene sonrasında yakın görmeniz uzun saatler boyunca bozuk kalabilir. Doktorunuz retinanızı hastalığın aşağıda belirtilen erken bulguları yönünden kontrol edecektir:

•Kanamış kan damarları

•Retinada şişme (makula ödemi)

•Retinada soluk renkli yağlı birikintiler (sızdıran kan damarlarının bulgusudur)

•Hasarlanmış sinir dokusu

•Kan damarlarında ortaya çıkan herhangi bir değişiklik

Eğer doktorunuz makula ödemi için tedaviye ihtiyacınız olduğuna inanıyorsa size florosein Anjiyogram önerebilir. Bu testte kolunuzun damarından özel bir boya enjekte edilir. Boya retinanın kan damarlarından geçerken fotoğraflar çekilir. Bu test doktorunuzun sızdıran damarları tespit etmesine ve tedaviye karar vermesinde yardımcı olur

 

Diyabetik Retinopatinin Tedavisi Nasıl Yapılır?

Diyabetik retinopatide ortaya çıkmış damar bozukluklarını iyileştirmeye yönelik ilaç tedavisi henüz mümkün değildir. Ancak gözdibinde ağ tabakasının keskin görmemizi sağlayan maküla-sarı nokta bölgesinde görmeyi tehdit edecek derecede sıvı birikiminde damarlardan sızıntıyı ve buradaki sıvıyı azaltmak veya ağ tabakada anormal damarlar geliştiğinde bu damarların gerilemesini sağlamak amacıyla laser tedavisi yapılmaktadır. Proliferatif diyabetik retinopatinin daha geç evrelerinde göz boşluğuna kanama olupta geri çekilmediğinde veya bağ dokusu gelişip ağ tabaka üzerinde çekintiler yapması gibi durumlarda ise bunları temizlemek için vitrektomi ameliyatı uygulanmaktadır. Ayrıca son yıllarda göziçine enjekte edilebilen ilaçlarla anormal damarların gelişimini ve sızıntıları baskılayıcı girişimlerde başarılı olmaktadır.

 

Diabetik Retinopati’den Korunma

Diyabetik retinopatiden korunmak veya ilerleyişini yavaşlatmak için, yaşam tarzınızdaki bazı unsurları değiştirmeniz gerekebilir. Kan şekeri değerinizi olabildiğince normale yakın tutmaya çalışarak kontrol altına alın. İdeal olan, kan şekeri seviyenizin yemek öncesinde desilitre başına (mg/dL) 90- 130 miligram, yemek sonrasında ise 180 mg/Dl olmasıdır. Bunu sağlamak için, insulin gibi ilaçlar almanız gerekebilir. Ayrıca sağlıklı beslenmeniz ve kilonuzu kontrol etmeniz gerekir. Özellikle diyabetliyseniz sigarayı bırakın. Sigara kan damarlarınızı daraltarak komplikasyon yaşama riskinizi artırır. Ayrıca alkol tüketiminizi de sınırlandırmanız gerekir .

SONUÇ OLARAK, diyabetik retinopati önlenemese de diyabetik retinopatiye bağlı görme kaybı erken tanı, zamanında müdahale ile önlenebilir.