Düşük karbonhidrat yüksek proteinli diyetler yararlıdır, protein ve karbonhidratı ayıralım, diyet ürünler şişmanlatmaz, Limonlu su yağları eritir, süt ne kadar çok kaynatılırsa o kadar çok mikrop ölür, pastörize ve UHT süt yerine sokak sütü kullanın, çiğ yumurta sese iyi gelir, dinçlik verir, hangi tuz daha iyi, tereyağı kullanın, salata zayıflatır, karpuz- peynir kilo aldırmaz, …

Bu ve benzeri pek çok bilgi ile her gün karşılaşmaktayız, tüm yayım organlarında her gün diyet, beslenme, sağlıkla ilgili pek çok program yapılmakta ve herkes farklı bir bakışı doğruyu savunmakta ama bunların hangileri ne kadar doğru ve bu bilgi kaynakları gerçekten güvenilir mi? İşte bu bilgi çağında yaşanan en önemli sorun bu galiba…Güvenilir bilgi hangisi? Neye,  ne kadar güvenebiliriz?

Hemen hemen herkes şu ya da bu sebeple hayatında bir defa diyet yapmıştır, bazen aldığı bir iki kilodan kurtulmak için bazen de kendilerini yapılacak olan farklı tahlil veya tetkikler için. 

Genel edindiğimiz bilgilere bir bakalım, bugüne kadar doğru sandığımız yanlışları beraber inceleyelim.

  • Besin ögeleri; proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve minerallerden oluşur. Bu besin ögelerinin sağlıklı olabilmemiz için beraber çalışmaları gerekmektedir. Bir tanesinin aşırı verilmesi veya kısıtlanması ile vücut çalışmasında aksaklıklar meydana gelir. Proteinin çok tüketilip, karbonhidratın aşırı kısıtlanmasının sürekli kötü bir ruh hali yaşamanıza sebep olması yanında, uzun dönem etkileri çoktur. Karbonhidratlar yerine konulan et ve peynir gibi yüksek proteinli ve doymuş yağlı yiyecekler kolesterolünüzü yükseltip, kalp hastalıklarına yol açabilir. Proteinler vücuttan atılmak için kalsiyuma ihtiyaç duyarlar, bu da kemiklerden kalsiyum çekilmesi ve uzun dönemde kemik erimesine neden olabilmektedir. Zayıflayayım derken diğer hastalıklara davetiye çıkarmamak gerekir. Vücudun sıvı-elektrolit dengesi bozulur. Kalpte ritim bozuklukları gelişir. Böbreklere yük getirir. Konsantrasyon bozuklukları, sinirlilik, yorgunluk, bulantı, kusma, safra ve böbrek taşları, adet düzensizliği, kuru cilt, saç dökülmesi, mineral-elektrolit dengesizliğine neden olur. Günlük olarak sağlıklı ara öğünler ve yeterli ve dengeli bir akşam yemeği yemek ağırlık kazanımına neden olmaz. Aksine sağlığımızı korumamıza yardımcıdır.
  • Uzun süreli açlık zayıflamayı zorlaştırır. Uzun süre aç kalınarak yapılan diyetlerde, vücut korunma sistemini çalıştırır, bu da alınan yiyeceklerin vücutta yağ olarak depolanması ile sonuçlanır. Kilo vermek isterken, yağ dokusunun artmasına neden oluruz. Çok kısıtlayıcı diyetler bunun en önemli nedenidir.
  • Limonlu suyun şu ana kadar yapılan çalışmalarda yağları erittiğine dair bir bulgu elde edilememiştir. Ayrıca maydonoz, lahana, kiraz sapı gibi bazı bitkilerin idrar söktürücü veya laksatif etkileri söz konusudur. İdrar çıkışı ile vücutta su kaybı meydana gelir, oysa ağırlık kaybetmek için vücuttaki yağ dokularından kayıpların meydana gelmesi gerekmektedir.
  • Diyet ürünlerin farklı özellikleri vardır. Bazı ürünlerin yağı azaltılır, bazılarının içine şeker yerine farklı tatlandırıcılar konulur, bazılarının da posa miktarı artırılır. Posa miktarı artırılmış bir ekmek enerjisi azalmaz, ama posa içeriği arttığı için daha tok tutar. Yağı azaltılmış ürenler, yağsız süt veya yoğurt gibi, daha az doymuş yağ alımı açısından önemlidir. Şeker yerine kullanılan iki tür tatlandırıcı vardır. Bunlardan bir grubu enerji verir, diğer grubu ise vermez. Tatlandırıcıların ise kullanım dozları önemlidir. Bu nedenle tüketilen diyet ürünlerinde mutlaka etiketi okunmalı, içeriğinin de neler olduğuna dikkat edilmelidir. 
  • Son dönemde pastörize edilmiş veya UHT yöntemi uygulanmış sütlerle ilgili pek çok haber görmekteyiz. Her hangi bir işlem görmemiş sütlerin kullanılması bir anlamda hastalığa davetiye çıkarmaktır. Pastörizasyon; Sütteki patojen mikroorganizmaların vejetatif formlarının tamamının, diğer mikroorganizmaların büyük bir kısmının sayısını indirmek amacı ile yapılan, sütün raf ömrünü uzatan, en az seviyede fiziksel, kimyasal ve duyusal değişikliklerle sonuçlanan ve en az 72 oC `de 15 saniye veya 63 oC'de 30 dakika veya diğer eşdeğer şartlarda gerçekleştirilen ısıl işlemdir. UHT(Oda sıcaklığında saklanabilen ticari olarak steril bir ürün üretmek amacı ile normal depolama şartlarında bozulmaya neden olacak tüm mikroorganizmaları ve sporlarını yok eden, en az 135 o C'de 1 saniyede, uygun zaman sıcaklık kombinasyonunda yüksek sıcaklıkta kısa süreli sürekli akış altında uygulanan ısıl işlemdir. Çiğ sütü evlerimize aldığımızda en fazla kaynatabiliriz, peki kaynatma süresi nedir? Kaynatma süresi uzadıkça sütün içindeki besin öğelerinde de kayıplar meydana gelmeye başlamaktadır. Bir araştırmacının 70 yıl önce kediler üzerinde pastörize süt vererek yaptığı araştırmaya dayanarak, pastörize süt veya UHT süt yerine, çiğ süt kullanmak büyük hatadır. Çiğ sütten insana geçebilecek pek çok hastalık söz konusudur ( brucella, e.coli gibi). Hastalık sağlık kısmını bir yana bıraktığımızda, aslında sokaktan satın aldığımız çiğ sütün içinde ne var ne yok çok da bilgimiz olmayabiliyor. Bazı satıcıların sütün içine daha yağlı göstermek için margarin koyduğu veya kıvamını artırmak rengini beyazlatmak için nişasta koyduğu bilinmekte, miktarını artırmak için süte su veya soda katıldığı bilinmektedir. Siz hangi sütü tercih edersiniz, içinde zararlı mikroorganizma olmadığını bildiğiniz sütü mü yoksa mikroorganizma dahil margarin, nişasta ya da su eklenmiş olma ihtimali olan sütü mü?
  • Bazı besinlerin çiğ olarak tüketilmesi uygun değildir. Et, tavuk, yanı sıra bu grubun içine yumurta da girmektedir. Çiğ yumurtanın beyazında bulunan bir madde biotin adlı vitaminin emilmesini engellemektedir. Yumurtayı pişirmekle bu maddenin vitamin emilimini engelleme etkisinden de kurtulmuş oluruz. Fakat yumurtayı çok uzun süre haşlamak da uygun değildir. Haşlama esnasında 20-30 dakikadan itibaren yumurta içindeki demir ve sülfür etkileşime girer ve demir sülfür halkası oluşur. Yumurta sarısı etrafındaki çok pişmeden kaynaklanan yeşilimsi renkli kısım bu şekilde oluşmaktadır. Yumurtayı kullanacağız anda yıkamak gerekmektedir. Yıkayıp, buzdolabında beklettiğimizde, yumurta kabuğundaki gözenekler açılmakta, bu da yumurtanın içine mikroorganizmaların kolay girmesine neden olmaktadır.  Et veya tavuğun da iyi pişmiş olması gerekmektedir.
  • Tuz dünyada genel olarak üç yöntemle elde edilmektedir. Deniz suyunun kurutulmasıyla elde edilen deniz tuzu. Deniz veya kaya tuzunun rafine edilmesiyle elde edilen sofra tuzu (Saf Sodyum Klorür). Dünyanın farklı bölgelerinde çıkarılan kaya tuzu veya kristal tuz.
    Dünyamızın yaklaşık %70'ini denizler oluşturur. Deniz suyunda yaklaşık olarak %3,5 oranında tuz bulunmaktadır. Bu oran, denizden denize %1 ile %4,5 arasında değişiklik göstermektedir. Denizlerden tuz elde etme yöntemi en eski yöntemlerden biridir. Deniz kenarlarına suni göller yapılır, deniz suyu bu suni göllere alınır, güneş enerjisiyle buharlaştırılıp, arta kalan tuz alınarak elde edilir. Neredeyse bütün deniz tuzları rafine edilmektedirler. Rafine edilmiş tuzun kaynağı; deniz ve kaya tuzudur. Bu doğal tuzlar rafine edilerek içerisindeki 82 element ve iz elementler alınır, geriye sadece saf sodyum klor kalır. Böylece rafine tuzun doğal tuzla hiçbir ilişkisi kalmaz. Bundan dolayı sofra tuzunun insan vücuduna faydasından çok zararı vardır. Kaya tuzu, hemen hemen dünyanın pek çok yerinde bulunup çıkarılmaktadır. Ancak kristal tuza şu ana kadar dünyanın pek az yerinde rastlanmıştır. Kristal tuzların en önemlisi; Pakistan sınırları içinden geçen Himalaya sıradağlarının altında bulunan Himalaya Kristal Tuzudur. Himalaya Kristal Tuzu, yaklaşık olarak 250 milyon yıl önce ana denizin kuruması sonucu oluşmuştur. Himalaya Kristal Tuzunu kaya tuzundan ayıran en önemli özelliği ise; yüksek basınç altında kristalleşmiş olmasıdır. Rafine edilmiş tuzların besin değeri açısından birbirlerinden farkları yoktur. Sınırlı miktarda kullanımı gerekmektedir. Tuzu azaltmak için alınabilecek önlemler arasında; sofrada tuzluk kullanmamak (%15 azaltır), yemeklerin tadına bakmadan tuz kullanma alışkanlığından vazgeçmek ya da baharat, maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi aroma sağlayıcıları tuz yerine tercih etmek sayılabilir.
  • Doymuş yağ asitlerinden zengin besinler LDL kolesterolünü artırmaktadır. LDL kolesterol ile aterosklerosizin arasında da doğrusal bir bağlantı bulunmaktadır. Doymuş yağlar, hayvansal kaynaklı yağlarda yüksek oranda bulunmaktadır. Kuyruk yağı ve tereyağ bunlardan bazılarıdır. Sabah kahvaltısında yaptığınız tosttaki yağı bile azaltmak, yağın ciddi anlamda az tüketilmesini sağlamaktadır. Yapılan bir araştırmada özellikle çocukların ihtiyaçlarının iki katı doymuş yağ tükettikleri bulunmuştur. Bu durumda tereyağ tüketiminin desteklenmesi çok doğru bir yaklaşım değildir. Tabii ki beslenme yetersizliği söz konusu ise farklı tavsiyeler olabilir. Ama kalp damar hastalıklarından korunmak için hayatımızdaki doymuş yağları azaltmak gerekmektedir.
  • Salata her öğünde rahatlıkla yiyebileceğimiz, vitamin ve mineraller açısından zengin bir besin olmakla beraber çeşitli soslar eklendiğinde durum farklılaşmaktadır. Salatanıza 1 tatlı kaşığı kadar zeytinyağı eklemekte her hangi bir sakınca yoktur, lezzetini arttırır, yağda eriyen vitaminlerin emilimini kolaylaştırır. Fakat mayonezle hazırlanan soslar kullandığımızda yediğimiz salatanın yağ oranı çok artmaktadır. Salataların sosunun uygun seçimiyle diyeti kolaylaştırması, alınan posa miktarının artırılması söz konusudur.
  • Karpuz-peynir zayıflatır iddiasına yönelik olarak; karpuz glisemik indeksi yüksek bir meyvedir ve basit karbonhidrat içerir. Glisemik indeks, yendikten 2 saat sonra besinlerin gösterdikleri glikoz yanıtlarının standart olarak alınan ekmeğin gösterdiği yanıta göre yüzde değeridir. Peynir ise protein ve yağ oranı yüksek bir besindir. Karpuz peynir diyeti ile basit şekeri ve yağ oranı yüksek bir örüntü oluşturulur. Bizim tavsiyelerimiz kompleks karbonhidratların ve posanın miktarının artırılması, tek bir besine dayalı beslenme programlarından ise uzak durulması, böylece yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması yönündedir. Tüm besin gruplarından ihtiyacımız kadarını almak sağlık açısından önemlidir.

Sağlıklı beslenmek, sağlıklı yaşamak demektir. Sağlıklı yaşam için doğru bilgi gereklidir. Bilgi çağında yanlış bilgilerin değerlendirilmesi iyi yapılmalıdır.