Annelik hüznü tüm annelerin %70-80’ ninde görülmektedir. Çoğunlukla doğumdan sonraki 48-72 saat içinde daha nadir de doğum sonrası ilk iki hafta içinde ortaya çıkmaktadır. Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte kadında doğumla birlikte ani gelişen hormonal değişiklikler, doğum süreciyle ve bebekle  ilgili endişeler ve annelik rolünün kadına getirdiği sorumlulukların farkındalığı suçlanmaktadır.

Annelik hüznü olan kadınlarda adet öncesi gerginlik öyküsü, geçirilmiş depresif atak ve ailede depresyon öyküsü daha sık izlenmektedir.

Annelik hüznünde, normal sınırda olan bir üzüntü  veya endişe hali, kolay ve sık ağlama, duygudurumda oynaklık, eleştriye aşırı duyarlılık,  gerginlik, sinirlilik, uyku bozuklukları, konsantrasyon zorlukları görülebilir.

Genellikle 1-2 gün ile 1-2 hafta içinde kendiliğinden geçer. Belirtiler hafif düzeyde olduğundan, müdahale gerektirmeyebilir. Hasta ve ailesine bu durumun normal olduğunu açıklamak, hastanın sosyal destek sistemlerini güçlendirmek genellikle yeterli olmaktadır. Annelik hüznü geçici bir tablo olmakla birlikte, bu olguların %20 sinde birinci yılda doğum sonrası depresyon gelişebilir. Bu nedenle doğum sonrası iki haftayı aşan yakınmalarda, doğum sonrası depresyon yönünden dikkatli olmak gerekir.

Doğum sonrası depresyon, doğumdan sonraki ilk 4 hafta içinde ortaya çıkan major depresif bozukluktur. Yetişkin annelerin %7-17’sinde, ergen annelerde ise %26 oranındadır. 

Gebelik ve doğum, sağlıklı kadınlar için bile fiziksel ve duygusal açıdan yorucu bir dönemdir. Ebeveyn; bebek bakımı vermek, bebek için güvenli bir çevre oluşturmak, bebekle iletişim kurmak, yeni rolleri ve gerekliliklerini öğrenmek, aile duyarlılığını geliştirmek, bebekle ilgili sorunlarla baş etmek zorundadır. Bu nedenle gebelik ve annelik rolüne geçiş, aslında bir kriz dönemidir. Anne olma sorumluluğu ve bu rolle ilgili kaygılar kadının ruhsal uyumunu bozabilir.

Annede ya da ailesinde geçmiş depresif dönem öyküsü, gebelikte depresyon öyküsü, annelik hüznünün varlığı doğum sonrası depresyon gelişimine olan duyarlılığı artırır. Aynı zamanda psikososyal sorunlar, evlilikle ilgili uyuşmazlıklar, bebeğin sağlık sorunları, istenmeyen ya da planlanmamış gebelikler, multiparite, yüksek riskli gebelik yaşanmış olması, gebelik sürecinde yaşanan stresli yaşam olayları, beklenmedik yaşamsal olaylar (ölüm, ayrılık), kayıpla sonlanan gebelik ve doğum deneyimleri, kadının ya da eşinin işsizliği, sosyal desteğin yetersiz olması, erken anne-bebek ayrılığı ve bebeğin bakımı ile ilgili duyulan kaygılar da doğum sonrası depresyon için risk faktörleridir.

Diğer taraftan biyolojik faktörler, gerek genetik gerekse  hormonal yeni doğum yapmış olan kadının anksiyete eşiğinin düşmesine, günlük stres yaratan durumlarla daha zor baş etmesine sebep olmaktadır. Genetik etkenlerin üstünde durulmasının sebebi postpartum depresyon gelişen kadınların birinci derece akrabalarında mizaç bozukluğu oranının  normal populasyona göre daha yüksek olmasıdır. Hormonal sebepler incelendiğinde, bazı veriler  östrojen hormonunun rolü olduğunu düşündürse de yapılan araştırmalar bunu desteklememiştir. Gebelik boyunca yüksek olan östrojen düzeylerinin doğumla birlikte ani düşmesinin postpartum depresyon ile ilgili olmadığı görülmüştür. Kortizol düzeyinin etkisini değerlendiren araştırmalarda da anlamlı bir sonuç çıkmamıştır. Bazı araştırmacılar, doğum sonrası geçici tiroid disfonksiyonunu doğum sonrası depresyon ile ilişkilendirmişlerdir. Depresif mizacın tiroid bozukluğu  ile ilgili olabileceği düşünülmektedir.  

Doğum sonrası depresyon ele alındığında anne sütü ile beslemenin  olumlu ve olumsuz etkileri olabilmektedir. Anne sütü veren kadınlar, kendilerine ayıracak zamanlarının çok az oluşu, emzirme nedeniyle uykusuz kalmaları, ilaç kullanmaları gerektiğinde bebeğe zararı olacak endişesi duymaları gibi nedenlerle kolaylıkla negatif duygudurumuna girebilirler. Bunun yanında anne sütünün hızla kesilmesinin bazı hormonal değişiklikler yoluyla depresif belirtileri daha da kötüleştirdiği düşünülmektedir.

Doğum sonrası depresyon sık görülmesine karşın çoğu kez tanı konulamamaktadır. Doğum sonrası mutlu anne kalıbına uymayan bir kadın şaşkın, utanç içinde ve suçlu hissederek duygularını kendisine saklamaktadır. Yeni doğan bebeğin verdiği heyecanla yakınmalarını dile getirememesi de başvuruyu geciktirebilir. Ayrıca çevrenin ilgisinin daha çok yeni doğan bebek üzerinde oluşu sebebiyle postpartum depresyon atlanabilir.

 Doğum sonrası depresif durumda görülen belirtiler, genel depresyon belirtilerinden farklı değildir. En az iki hafta süren ilgi ve istek kaybına eşlik eden, iştah değişiklikleri, uyku değişiklikleri, dikkati toplamakta zorluk, bitkinlik, enerji azlığı, değersizlik hissi, suçluluk hissi, intihar fikirleri mevcuttur. Annenin ne  kendisiyle ne de bebekle ilgilenemediğini düşünmesi, yoğun suçluluk duygusu ile olabileceği gibi, suçluluk duygusu eşlik etmeden de yaşanabilir. Ayrıca bebeğe yabancılaşma söz konusu olabilir ve anne bebeğin kendisine ait olmadığı duygusunu yaşayabilir. Özellikle de sabahın ilk saatlerinde, ruhsal ve fiziksel enerji kaybını hissetmek, bireyin aile, iş ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyerek yaşam kalitesini düşürür. Devamlı ağlamaklı halde dolaşma, duygulanımda dalgalanmalar ve yaşamdan zevk alamama gibi belirtiler görülebilir. Suçluluk veya yetersizlik duygusu yaşama, aslında sadece kadının anneliğinden ötürü suçluluk duyması değildir. Bu duygu durumuna eşlik eden temel duygu annenin kendini yetersiz hissetmesi halidir. Kadının bir birey olarak sadece çocuğunu değil, kendisini de ihmal etmesi söz konusudur. Dikkati bir konuya odaklama konusunda güçlük yaşamayla beraber, gazete okuma, televizyon izleme, alışveriş yapma gibi günlük aktivitelerde dikkati odaklamada güçlük yaşayarak bu aktiviteleri yerine getirememe söz konusudur. En ufak olayların bile kişiyi  oldukça sinirlendirmesi, her duruma ve olaya öfkelenme söz konusudur ve kişi yaşadıklarından dolayı sürekli kendi dışındaki kişileri suçlama eğilimindedir. Özellikle babanın bebekle ilgilenmemesi ve yardımcı olmaması tartışmaları başlatabilir. Bebeğe ya da kendine zarar vermekle ilgili tekrarlanan düşünceleri ve korkuları vardır. Bu tekrarlanan düşüncelerden dolayı suçluluk duygusu da ortaya çıkar ve bu suçluluk duygusu zarar verme düşüncelerini ve korkularını daha da güçlendirir. Geceleri uyuyamama ve/veya gün boyu uyumak  isteme, günlük planlarının değişmesi ve fiziksel görünümün bozulması gibi bu süreçte yaşanabilecek durumlar, annede ilk depresif belirtilerin ortaya çıkışını tetikleyebilir. İştahsızlık ya da aşırı miktarlarda yemek yemeyle beraber, ya kilo alımı söz konusudur ya da ani kilo kayıpları görülür. İçe kapanma, kimseyle konuşmak istememe, önceden yaptığı aktivitelerden zevk almama gibi durumlar söz konusudur ve kişi bu nedenlerle eve kapanır ve insanlardan uzaklaşır. Kişi kişisel bakımını ihmal etmeye ve kendine bakamamaya başlar. Temizliğini, giyimini, bakımını ihmal eder. Cinsel istek azalır ve orgazm olamama söz konusudur. Eşin cinsel talepleri işkence gibi gelmeye başlar. Eğer eş anlayışlı değilse, hastalık bahaneleri uydurarak eşini kendinden uzak tutmak ister.

Öte yandan annenin depresyonu, çocuğun ruhsal gelişimini de etkilemektedir. Erikson’un psikoseksüel gelişim kuramındaki ilk evre olan temel güven-güvensizlik evresi, ve Bolwby’ın yaşamın ilk aylarında anne-bebek arasında tanımladığı ve sonraki ilişkilerin öncülü olan bağlanma biçimleri de annenin depresyonundan etkilenmektedir.

Sağlık çalışanları, anne ve bebek için tehdit oluşturan bu hastalığa karşı duyarlı olmalı ve uygun müdahale zamanında yapılmalıdır. Doğum sonrasında annenin uyku düzenini sağlamak konusunda anneye yardımcı birinin varlığı ile çoğunlukla annedeki kaygılar ve hüzün hali kendiliğinden kaybolur. Ancak bazen doğum sonrası depresyonun belirtilerinin şiddeti çoğalabilir, bu durumda annenin emzirmeyi bırakması önerilir ve antidepresan tedavi başlanır. Hasta yakın takibe alınır ve ayrıca hastanın eşiyle de görüşme yapılarak durumu hakkında bilgi verilir. Destekleyici terapi uygulanır. Tablonun şiddetli olduğu bazı durumlarda psikiyatrik hospitalizasyon düşünülebilir. Doğum sonrasında ortaya çıkan ağır bir depresyon, kadının ileriki yaşamını da etkileyecek Bipolar Bozukluk-Manik Depresif Hastalığın ilk atağı da olabilir. Bu nedenle doğum sonrası depresyon geçiren kadınlar psikiyatri uzmanı tarafından uzun süreli olarak izlenmelidir.

Doğum Sonrası Psikoz

Doğum sonrası psikoz doğum sonrası duygudurum bozukluklarının en ciddi olanıdır. Her 1000 kadında %1 oranında görülmektedir. Olguların çoğu doğum sonrası 3 hafta içinde başlar, %70’inden fazlasının psikotik özellikleri olan bipolar bozukluk yada major depresyon olduğu bildirilmiştir,kısa reakrif piskoz şizofreni daha nadirdir. Gerçeği değerlendirme yetisinde bozukluk, sanrılar, halüsinasyonlar, hızlı duygudurum dalgalanmaları, uykusuzluk, bebek hakkında anormal ve obsesif düşünceler gözlenir. %5 oranında hastanın intihar girişimleri, %4 oranında da bebeği öldürme rapor edilmiştir. Bu nedenle hastane yatışı gerektiren acil durumlardan biridir. Hastanın hızlı ve etkili tedavi edilememesi, hastanın ve bebeğin hayatını riske atabilir.