Çocuk için en değerli varlık onun annesidir. Onu başkalarıyla paylaşmak düşüncesi kolay, dayanılır bir duygu değildir. Küçük bir çocuk için, kendisi varken, ikinci bir kardeşe neden gerek duyulduğunu anlamak güçtür. Anne sevgisini yitirmek korkusu, daha yeni bir kardeş geleceğini öğrendiği anda içini sızlatmaya başlar.

Annenin gebeliğin son aylarında ağırlaşmasıyla isteksiz ve yorgun oluşu, kucağına alamayışı, çocukta sevilmediği duygusunu yaratmaya başlar. Tedirgin bir şekilde annenin sevgisini sınamaya girişir. Çevresinde dolaşır, olmadık isteklerde bulunur. Huysuzlaşır, ağlar, tutturur. Anne sabırsız davrandıkça tedirginliği artar. Kafası sormaya korktuğu sorularla doludur. Ancak asıl fırtına, kucağında hiç tanımadığı bir yaratıkla anne eve dönünce kopacaktır: Evde esen bayram havası, bebeği görmek için eve doluşan insanlar çocuğun iyice boynunu büker. Artık korkusu gerçekleşmiştir: Anneyi bütün gün uğraştıran, bütün ilgiyi üzerine toplayan bu yaratık onun gerçekten yerini almıştır! Kendisi erkekse, gelen kardeş kız olduğu için daha çok sevildiği sonucunu çıkarır. Gelen erkek ise neden ikinci bir erkek çocuğa ihtiyaç duyulduğunu anlayamaz. Bir süre duygularını içinde saklar. Bebeği sever, getirdiği oyuncaklarla oyalanır. Birkaç gün geçince “Bebeği sevdik, artık geldiği yere gitsin” diye bir yoklama yapar. Bebeğin geri gitmeyeceğini anladıktan sonra kıskançlık belirtileri su yüzüne çıkmaya başlar. Bebek emzirilirken o da anne kucağına tırmanır. Bebeğin biberonundan emmek ister. Onun gibi kakasını, çişini kaçırmaya başlar. Yemeğini kendi başına yerken, annenin yedirmesinde direnir. Böylece kendini tahtından indiren yumurcağa benzeyerek annenin ilgisini üstünde tutmaya çalışır. Hele de daha önce kendisi “Paşam, kraliçem, aşkım, vb.” şeklinde sevilmişse… Bebeksi konuşmaya özenir. İtmeler vurup kaçmalar başlar. Bu davranışı karşısında çevreden gelen sert tepkiler, pabucunun dama atıldığı kanısını iyice yerleştirir. Bebekle doğrudan ilgili görünmeyen huysuzluklar, hırçınlıklar, tutturmalar baş gösterir. İstedikleri olmayınca uzun uzun ağlar, tepinir.

Bazen de yardım etmeye can atar. “Ne cici, ne tatlı değil mi anne?” der. Bu sözler annelere çocuğunun kardeşini kıskanmadığını düşündürür. Aslında kıskançlık duygusundan kurtulmuş değildir. İçine atmıştır. Kıskançlığını dışa vurursa, annenin kendisinden büsbütün uzaklaşacağı korkusuyla onun yanında yer almayı yeğlemiştir. Gösterdiği sevginin yapmacıklığı ve aşırılığı, asıl duygusunun, bunun tam tersi olduğunu kanıtlar. Bu gibi çocuklar biraz daha incelenirse, altta yatan duygularını ele veren davranışları gözden kaçmaz: Bebeğin yanağını okşarken biraz fazla sıkmak, gizlice burmak, ağlatacak ölçüde kucaklamak, bebeği sözde kaza ile düşürmek…

Kardeş kıskançlığının çok doğal olduğunu bilen anne bu belirtilerin uzayıp gitmesini önleyebilir. Anne sevgisini tümden yitirmediğini gören çocuk, zamanla yatışır. Ama kardeşe karşı duyguları birden değişmez, dalgalanma gösterir. Kimi çok sever görünür, kimi de kardeşini gözü görmek istemez. Zamanla kardeşe karşı olumlu duygular artacak, olumsuzlar ise azalacak ya da içe atılacaktır. Bu ancak çocuğun duygularının anlayışla karşılandığı evlerde gerçekleşebilir.

Çocuk kardeşini sevmek zorundaymış gibi bir duyguya kapılmamalıdır. Olumsuz duygularını dışa vurunca suçlanmamalıdır. “Kardeşimi hiç sevmiyorum” diyen bir çocuğa “Aman o nasıl söz, o sana ne yaptı ki?” demek çocuğun kardeşine karşı öfkesini bilemekten başka bir işe yaramaz. Bunun yerine “Ona kızmakta haklısın, bak beni de çok uğraştırıyor, ara sıra ben de kızıyorum” demek çocuğu hem şaşırtır, hem de içine su serper. Olumsuz duygularının anlayışla karşılandığını görmek onu rahatlatır. Anne çocuğuna “Kardeşini kıskanıyorsun” demeden bu duygusunu anladığını belirtebilir. “Kardeş geldi diye, beni böyle uğraştırıyor diye seni eskisi gibi sevmediğimi düşünebilirsin, ama ben seni eskisi kadar seviyorum. Benim kardeşim de doğduğu zaman öyle sanmıştım, hem kardeşime hem anneme kızmış, huysuzlanmıştım” gibi sözler anneyle çocuğu yaklaştırır, çocuktaki kuşkuları siler. Ama kıskançlığı toptan gidereceğini söyleyemeyiz. Önemli olan kıskançlık duygusunu yatıştırmaktır, ortadan kaldırmak değil.

Ayrıca sözler davranışlarla desteklenmelidir. Çocuğun ilgisini ve sevgisini sürdüren bir anne, çocuk bebeğe yaklaştıkça “Aman kardeşine dokunma” diye tepki gösterirse, hele kardeşe vurup kaçtığında “Ne yapıyorsun, kardeşini öldüreceksin” ya da “Kardeşin ölürse ne yaparız?” derse, çocukta kardeşine karşı olan öfke artar, onun el üstünde tutulduğu duygusu köklenir. Çocuğun duyguları anlayışla karşılanmalı, ancak kardeşine vurmasına izin verilmeyeceği de kesin bir dille anlatılmalıdır.

Anne ve evdeki herkes, bebeği, çocuğun önünde gösterişli bir şekilde okşayıp sevmekten kaçınmalıdır. Annenin bebekle çok uğraştığı bir sırada, babanın çocukla ilgilenmesi yararlı olur. Anne, bebeği doyurup uyuttuktan sonra, çocuğuyla ayrıca ilgilenmeli, ayağına dolaşıyorsa “Gel şu işleri bitirip seninle oynayalım” demelidir. Çocuğun yatma vakti gelince yatağının kıyısına oturup, konuşarak ya da masal anlatarak uykuya dalışını kolaylaştırmak çok iyi olur.

Annenin sevgisini kanıtlamak için aşırı bir çaba göstermesi gerekmez. Örneğin öteden beri kendi odasında yatan bir çocuğu, anababa koynunda uyutmak gereksiz bir önlemdir. Ebeveyn odasında yatan çocuğun, bebek geldikten sonra odasını ayırmak da o ölçüde sakıncalıdır. Oda ayırma işinin çok önceden yapılması gereklidir.

Kardeşi görüp kıskanmasın diye, üç-dört yaş çocuğunu kardeş geldikten sonra anaokuluna göndermek de çok yanlış bir tutumdur. Çocuk haklı olarak, kendi iyiliği için okula verildiğini düşünmeyecektir. Bu davranışı evden atılmak olarak yorumlayacaktır.

Çocukla kardeş arasındaki yaş ayrımı ne kadar azsa kıskançlığın o denli büyük olacağı bilinmektedir. Kendisi üç yaşından küçük olan, ananın bakım ve desteğine gereksinimi azalmamış çocuğun yeni gelen kardeşe tepkisi büyük olur. Ama yaş farkı ne olursa olsun kardeş kıskançlığı görülebilir.

Kimi anne, çocuğun hatırı için bir kardeş doğurur. Doğumdan sonra çocuğun kardeşe karşı ters tutumunu görerek şaşırır. Kaç çocuk sahibi olacaklarını anne ve baba kendileri kararlaştırmalıdır; böyle önemli bir kararın sorumluluğu çocuğa bırakılmamalıdır. Sonradan çocuğu azarlamak “Sen kardeş istemiştin ya!” diye başına kakmak yararsızdır.

Anne ve babanın, kıskançlığı en uygun yollardan ele aldığı, ayrım gözetmediği evlerde bile, belli ölçüde yarışma ve çekişme vardır. Kıskançlık gibi kaba ve yıkıcı olabilen bir duygunun yarışmaya dönüşmesi, önemli bir gelişmedir. Bunu sağlayabilen anne babalar başarılı sayılmalıdır. Bununla birlikte, kardeşler arasındaki çekişmenin ara sıra alevlenmesi kaçınılmazdır.

Kardeş geçimsizliği olduğu zaman anne ve babanın yapması gereken yangına körükle gitmemektir. Kardeşler arasındaki çelişkili ilişkiyi akıldan çıkarmayan anababa, yanlış tutumlardan kaçınabilir. İlk kural çocukların oyununa gelmemektir. Çocuklar anababayı kendi anlaşmazlıklarına çekmekte ustadırlar. Kavgayı kimin başlattığını aramaya girişen anababa, bu işin çok zor olduğunu görür: Biri ötekine vurmuştur. Niçin vurmuştur? Çünkü önce o sövmüştür. Bu suçlamalar uzar gider. Kimin gerçek suçlu olduğunu bulmaya çalışmak hatta bulmak sorunu çözmeyecek aksine daha karmaşık hale getirecektir. Bu nedenle böyle durumlarda en doğrusu araya girmemek, anlaşmazlığı kendi aralarında çözümlemeleri gerektiğini söz ve davranışlarla kardeşlere anlatmaktır. Küçük çekişmelerde, tartışmanın kavgaya dönüşmediği durumlarda, anababayı yardıma çağırsalar da araya girmemek en uygun çözümdür. Tartışma büyüyor ve kavgaya dönüşüyorsa en iyisi kardeşleri ayırmak, ayrı odalara göndermektir. Kavga anababanın gözü önünde gerçekleşmemiş ise kural olarak cezaya ve dayağa başvurmamak gerekir.

Kardeş kavgalarına sık karışan anababaların yanlışlığa ve haksızlığa düşmemeleri olanaksızdır. Sık karışma, ortalığı yatıştıracağı yerde, yeni çekişmelere ortam hazırlar. Anababa sahneden çekilince yeni bir çatışma çıkar. Bu durumda sıklıkla büyük kardeş haksız çıkarılır. Başlatan küçükler de olsa “Sen büyüksün, sen abisin, sen ablasın” diye büyüğün hakkının yendiği çoktur. Küçük kardeşin sürekli kayırılması abi ve ablada düşmanca duygular biriktirir. Bazı durumlarda tam tersi de yaşanır; “O senin ablan, ona karşı saygılı ol” denmesi çocuğun dışlandığını hissetmesine neden olacaktır.

Çekişmeler yoluyla, anababanın dikkatini çeken çocuklar, bundan kolay vazgeçemezler. “Ona hiçbir şey söylemiyorsunuz, neden ona her istediğini alıyorsunuz da bana almıyorsunuz?” türü davranışlarla çocuklar gerçek olan ya da olmayan kayırmalara, ayrıcalıklara karşı tepkisini dile getirir. Bunlar karşısında suçlanan anababa, çocuklara kılı kırk yararcasına, eşit davranma çabasına girer. Ama bununla çekişme ve yakınmalar azalmaz.

Bu biçimde sürüp giden ve yıllar geçtikçe azalmayıp artan kardeş sorunları nereden kaynaklanır? İlk akla gelen soru, gerçekten, kardeşler arasında ayırım yapılıp yapılmadığı ile ilgilidir. Ne yazık ki, birçok evde bilerek çoğu kez de bilmeyerek bu ayrım gözetilir. İlk ayrım büyük küçük ayrımıdır. Evde, sağlığı bozuk ya da sakatlığı olan çocuğa daha çok ayrıcalık tanınmış olabilir. Kimi evde süregen hastalığı olan çocuklar hastalığının gerektirdiği bakım nedeniyle ilgi görüyorsa bu durum kardeşlerde acıma duyguları değil, kızgınlık uyandırır.

Birkaç kız kardeşten sonra gelen erkek kardeşe karşı da özellikle yaşı yakın olanların tutumları buruk olur. Bunda haksız da değillerdir. Bir yandan baba tek erkek çocuğuna özel davranırken, öte yandan, babaya bir erkek çocuk doğuran ana da oğluna, babanın tahtına oturacak prens gibi ayrıcalıklı davranır.

Uysal, anababa sözü dinleyen çocukları ailede özel bir yeri vardır. Ama bunlar içinde saman altından su yürütenlere de rastlanır. Anababa yanında göze batan davranışta bulunmaz, öteki kardeşleri kışkırtıp öne iterler.

Kimi zaman da anababa ayrım göstermezken bir çocuk belki bir nedenle, nine ve dedelerin sevgilisi olup çıkarlar. Ona söz söyletilmez, anababaya karşı korunur, kollanır ve kayrılır.

Nasıl Davranmalıyız?

  • Kardeşlerin birbirini kıskanması durumunda, asıl kıskanılan ve paylaşılmayanın anababa olduğunu bilerek işe başlayabiliriz.
  • Çocuğumuza, bir kardeşinin olacağını daha bebek doğmadan anlatmamız ve yeni gelecek misafirimize onu hazırlamamız, doğru bir yaklaşımdır.
  • Yeni kardeşi doğduğunda, büyük çocuğun asla inanmayacağı sözlerden (Ör. Keşke bu bebek doğmasaydı/ Seni çok daha fazla seviyorum) ya da kardeşini onun yanında sevmeme, kucağımıza almama gibi davranışlardan uzak durmalıyız.
  • Çocuğumuza kardeşinin neden daha fazla bakıma muhtaç olduğunu anlatmamız ve kardeşiyle ilgili ona sorumluluk vermemiz (Ör. Kardeşinin altını değiştirmemiz gerekiyor. Rica etsem yeni bir bez getirerek bana yardım eder misin? ) çocuğumuzun kardeşini daha fazla benimsemesini sağlayacaktır.
  • Çocuklarımızdan biriyle ilgilenirken, diğer çocuğumuzun bizlere olan ihtiyacını tamamen yok saymamız doğru değildir.
  • Her çocuğun anababayla bire bir geçireceği zaman dilimlerine ihtiyacı vardır.
  • Kardeşler arasında ufak anlaşmazlık ve kavgalarda anababalar olarak hakem ya da hakim konumuna girmememiz gerekir. Ancak çocuklar birbirine zarar verecek davranışlarda bulunuyorsa, araya girip olayı sonlandırmak bize düşer.
  • Küçük kardeşin her davranışını hoş görüp, olumsuz davranışların tüm sorumluluğunu büyük çocuğumuza yüklemekten kaçınmamız gerekir.
  • Kardeşlerin başarı düzeyleri, yetenekleri ve davranışları kıyaslanmamalıdır. Çocuklarımızın kendilerine özgü özellik ve yeteneklerine saygı göstermemiz, onların da kardeşler olarak rekabete girmelerini önemli ölçüde önleyebilir.
  • Kendisi bir yeteneği kazandığı halde yapmak istemediği davranışlar olduğunda (Ör. Biberondan süt içmek istemek, altının bağlanmasını talep etmek) onun bu yetenekleri kazandığı, bu nedenle bunların yapılamayacağı, bununla birlikte bu yeteneklerin küçük kardeşten de zamanı gelince bekleneceği belirtilebilir.
  • Oyuncak, tv, bilgisayar gibi paylaşılamayan nesneler olduğunda kavga kendine zarar verme aşamasına gelirse bu nesneleri sıra ile pay etmek yerine ikisine de verilmemesi kavga sonlandıktan sonra tekrar paylaşmaya çalışmaları için yüreklendirilmeleri uygun olacaktır. Böylece pay edilmesini beklemek yerine paylaşmayı öğrenecekler ve problem çözme becerileri de gelişecektir.

 

Unutulmamalıdır ki, kardeşler sosyal ortamlara çocukları hazırlamak için biçilmiş kaftanlardır. Onlarla kuracakları ilişkideki tavırları, aralarındaki sorunları çözmek için kullanacakları yöntemler, sosyal ortamlarda diğer insanlara karşı nasıl davranmaları gerektiği konusunda onların deneyim kazanmasına ve problemleri çözmede başarılı olmasına katkı sağlar.