Biyoteknolojinideki gelişmelerin insan yaşamında kullanımı insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe dayanmaktadır. Geçmiş çağlara ait yazıtlardan elde edilen bilgilerde hamurun mayalanması gibi gelişmelerin insan yaşamında önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Yıllar içinde gelişen moleküler biyoloji ve genetik bilimleriyle 1970’li yıllardan itibaren biyoteknolojiyi etkilemeye başlamıştır.

Akıl almaz hızla ilerleyen gen teknolojisi en ses getiren meyvesi genetiği değiştirilmiş organizmalardır.

Genetiği deştirilmiş organizmalar (GDO), modern biyoteknoloji kullanılarak modifiye bir gen veya insan dışında herhangi bir organizmadan gen aktarılarak genetik özellikleri değiştirilmiş organizma olarak tanımlanmaktadır.

Dünyada en sık ekimi yapılan GDO’lu ürünlerin başında mısır, soya, pamuk ve kanola bitkisi gelmektedir. GDO’lu ürünlerin en fazla ekiminin yapıldığı ülkeler ise Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Brezilya, Hindistan ve Çin’dir.

GDO’u ile ilgili olarak olumlu görüşler, daha fazla üretim yolunun açılması, besinlerin besin değerini artırıp, daha fazla üretim yolunu açarak dünyadaki yetersiz beslenme ve kötü beslenmeye çözüm getireceği, bazı besinlerin alerjik özelliklerinin ortadan kaldırılacağı, besinlere eklenecek ögelerin hastalıklara karşı bağışıklık sağlayacağı, üretim maliyetlerini düşürüp, toplumda herkesin ulaşabilirliğini sağlayacağı konusundadır.

Olumsuz görüşler ise, gen teknolojisi ile üretilen besinlerin toplumda görülen alerjik reaksiyonları artıracağı, zararlı etkileri olabileceği, antibiyotiklere dirençli mikroorganizmaların kısa sürede gelişeceği, ekolojik açıdan dünyadaki genetik çeşitliliği bir süre sonra azaltabileceği, ekonomik açıdan dışa bağımlılığı artırabileceği ve özellikle küçük çiftçilerin bundan zarar göreceğini belirtmektedir.

Bitkilerde ve hayvanlarda gen aktarımı farklı yöntemlerle yapılmaktadır.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların Sağlık Üzerine Etkileri

Biyoteknolojinin getirdiği yararlar teorik olarak sınırsızdır, bu besinlerin hem yararlarından hem de potansiyel risklerinden bahsetmek gereklidir.

Potansiyel Yararları

1.Besin Miktarının Artırılması ve İçeriğinin Zenginleştirilmesi

Açlık ve malnütrisyon başta gelen halk sağlığı problemlerindendir. A vitamininden zengin pirinç üretimi besin zenginleştirme için örnek olabilir. Dünya üzerinde okul öncesi dönemde 3 milyon kadar çocukta A vitamini eksikliğinden kaynaklanan görme bozukluğu söz konusudur. Bu çocukların bir kısmı da kör olmaktadır. Zenginleştirme yapılmış pirinç sayesinde, Pirincin temel besin olduğu bölgelerde A vitamini eksikliğinin yok olabileceği ön görülmektedir. Besinlerin metionin, lizin gibi amino asitlerini artırarak,protein kalitesinde artış elde edilebileceği düşünülmektedir.Patatesin pişme süresini azaltmaya yönelik çalışmalar vardır. Bu enerji kullanımının ve maliyetlerin azalmasına neden olacaktır. Yüksek sıcaklığa dayanıklı yağlar elde edilmeye çalışılmaktadır.

2. Besinlerin Alerjik Özelliklerinin Azaltılması

Toplumda besin alerjisi görülme sıklığı %2-8 arasındadır. Genel olarak alerji oluşmasında sorumlu başlıca 8 besin vardır.  Bunlar, yer fıstığı, yumurta, inek sütü, soya, buğday, kabuklu deniz canlıları, balık ve fındıktır. Besinlerin içindeki alerji yapan proteinlerin çıkarılması ve yapısının değiştirilmesi ile alerjik özelliğin azaltılması hedeflenmektedir.

3. Besinlerin Aşılama Amacıyla Kullanımı

Dünyada pek çok insan önlenebilir sağılık sorunları nedeniyle ölmekte veya sakat kalmaktadır. Aşıma hastalıkların önlenmesinde etkili bir yöntemdir. Aşının ulaşılmasında ve uygulanmasında karşılaşılan zorluklar nedeniyle ulaşılamamaktadır. Bitkilere aktarılacak gen sayesinde patojen mikro organizmaların çeşitli bitkiler elde edilerek bitkilerin aşı olarak kullanılmasına çalışılmaktadır.

4. Besinlerin Tedavi Amacıyla Kullanımı

Genetiği değiştirilmiş besinlerin tedavi amacıyla kullanılmasına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir.

5. Herbesit ve Pestisitlerin Kullanımındaki Azalmaya Bağlı Yararlar

Yabancı otlar, kültür bitkileriyle su, mineral maddeler ve alan yönünden rekabet içindedir.  Bu rekabet için herbesitler ( yabancı ot öldürücü ilaçlar) kullanılmaktadır. Bitkilerin zararlılara karşı dayanıklılık kazanması ile ilaç kullanımının azalacağı ön görülemktedir.Çin de zararlılara karşı dayanıklı pamuk üretmecilerin sağlık sorunlarında olumlu gelişmelere yol açmıştır. Tarım ilacı kullanımı azalması ile birlikte bu ilaçların içme sularına karışması da engelleniş olmaktadır. 

6. Çevresel Koşullara Dayanıklılığın Artırılması

Tuzluluk, pH, sıcaklık, donma ve kuraklık gibi çeşitli çevresel faktörlere dayanıklı genetiği deştirilmiş bitkiler üreterek bitkilerin zorlu koşullara dayanıklı hale getirildiği iddia edilmektedir. Bu koşullar uyum sağlanması ile ekime uygun olmayan bölgelerinde kullanılabilmeği düşünülmektedir.

Potansiyel Riskleri

1. Alerji

Elerjik bir besine, alerjik olabilcek bir besinin gen aktarımı ile, daha alerjik bir besin oluşumu söz konusu olabilir veya yeni alerjik proteinler ortaya çıkabilir.

Dünya sağlık Örgütü, DGO’daki gen transferinin olası alerjen bir maddeden yapılmasını önermemektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) gen aktarımının tamamen kontrollü bir süreç olmadığını, aktarılan genin; konakta birleşme, açığa çıkarma veya durağanlaşma yoluyla farklı sonuçlara yol açabileceğini bildirmektedir. Besinlerde birleşimler sonucunda ne olacağı tam olarak bilinmediğinden, alerjen oluşama riskleri de göz ardı edilmemelidir.  

2. Toksik Etkiler

Konuya ilişkin temel idealardan birisi genlerin bağımız, tek başına çalışmadığı veya canlıya aktarılan genin ya da genlerin beklenmeyen ve istenmeyen yan etkileri olabileceğidir. Besinlerin yapısında bulunan doğan toksin genlerini açığa çıkarabilir ve yanlışlıkla toksinlerin düzeyinde artış olabilir.

3. Antibiyotik Direnç Genleri

GDO ile ilgili diğer bir durum ise dirençli genlerin durumudur. Bu genler aktarılmak istenen asıl genle aktarılarak, bu aktarımının başarılı olup olmadığını anlamak için kullanılan genlerdir. Bu genlerin doğaya yayılma ihtimali çok büyük bir tehlike olarak görülmektedir. Antibiyotik dirençli genlerin Zaralı mikroorganizmalara geçmesi durumunda bu bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları kontrol etmek zorlaşacaktır. Antibiyotiğe dirençli genlerin insan ya da hayvana geçmesi söz konusu olması gene antibiyotiklerin işe yaramayacağı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabileceği düşünülmektedir. 2004 uzman panelinde işaretleyici genlerin kullanılmaması yönünde karar çıkmasına rağmen, bu uygulamada değişiklik yapılmamıştır.

Antibiyotiğe direnç gösteren genleri içeren GDO’lu ürünlerin ekilerek kasıtlı olarak çevreye 2008’de yasaklanmıştır.

4. Besin Değerindeki Değişimler

Genetiği değiştirilmiş besinlerin, besin öğeleri içeriklerinde azalma görülebilir. Soya üzerine yapılan bir çalışmada, GDO’lu soyada fitoostrojenlerin %12-15 oranında azaldığı, kanola A vitamini içeriğinin arttırılmasının, E vitaminin düzeyinde düşüşe neden olmuştur.

İnsan sağlığı açısından GDO’lu besinlerin nasıl bire etki yapacağı bilinmemektedir. Kısa dönemde bir etki yapmamış olması, uzun dönemdeki etkilerinin ne olabileceği konusunda bir açıklık getirmemektedir. 

5. Tarımsal Alanlar ve Çevre Açısından Olan Riskler

Bitki tohumlarının hasadının yapılmasının ardından bu tohumların tekrar ekilmesi ile bitkinin normal gelişimini sürdürmesi gerekmektedir. Fakat uygulanan çeşitli işlemlerle, ürün ekildiği yıl ürün almasına rağmen, üreticinin bir sonraki senede kullanacağı tohum oluşmamaktadır. Bazen ise tohumluk alınır fakat tohum sadece filizlenmelerini sağlayan bazı kimyasallarla bir araya geldiklerinde aktif hale gelebilirler. Tohum şirketlerinde GDO’lu Tohum alan üreticiler, tohumları saklamayacakları ya da sakladıklarının tekrar kullanmayacaklarına dair sözleşme imzalamak zorunda kalmaktadırlar.

6. Biyolojik Çeşitliliğin Yok Olması

Gen kaçışı insan kontrolü olmaksızın GDO’lu üründen, diğer bir ürüne polenler veya rüzgar aracılığıyla gen aktarımının olmasıdır. Bu aktarımlar ile bazı bitkilerin yok edici genlerle karşılaşmasına ve o bitki türünün yok olmasına neden olabilir. Gen kaçışları için güvenli mesafeler oluşturulsa da, polenlerin uzun mesafeleri kat edebilmesinden dolayı bu pek işe yaramamaktadır. Korumalı bölgede yetişen mısır ile, BT mısırın özelliklerinin karıştığı, yabancı ota dayanıklı kanoladan, doğadaki yabani akrabası hardala ve GDO’lu mısırdan, geleneksel çiftçi çeşitlerine gen kaçışları olduğu belirlenmiştir.

7. Zaralıların Dayanıklılığının Artması

Herbesitlere ve  böceklere dayanıklılık gibi bitkilere aktarılan yeni genetik özelliklerin çapraz tozlaşma sırasında doğal türlere, yabani türlere ve böceklere kaçışı söz konusudur. Sürekli maruziyet durumunda dirençli böcek oluşma olasılığını artırabilir. GD ürünler ilk üç yılda (1996-1998) pestisit kullanımı azalmasına rağmen, 2007 ve 2008 yılarında %20 ve %27 oranında artmıştır

GDO genlerin toprak, su ve ekosisteme geçişi ile toprağım mikrbiyal dengesi bozulabilir. Toprakta yaşan yararlı mikroorganizmaların ölmesi ile toprağın yapsının bozulabileceği düşünülmektedir.

 

GDO’nun Kullanıldığı Ürünler

Genetiği değiştirilmiş mısır başlıca yağ, un, nişasta, glikoz şurubu ve fruktoz şurubu üretiminde kullanılmaktadır. Bunların kullanımıyla bisküvi, kraker, gofret, çikolata, şekerleme, cips, kaplamalı çerez, puding, mama, ketçap, mayonez, et suyu tableti, hazır çorba, kola, gazoz, meyve suyu gibi ürünlere de katılmaktadır. Ayrıca GDO’lu mısır tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar aracılığıyla da tüketilmektedir. Genetiği değiştirilmiş soya yağ, un, kıyma, lesitin üretiminde kullanılmaktadır. Bunların kullanımıyla kek, gofret, bisküvi, kraker, puding, çikolata, kahve kreması, margarin, mayonez, devam sütü, hazır köfte, sucuk, salam, sosis gibi ürünlere de katılmaktadır.  Genetiği değiştirilmiş kanola ise kanola yağı ve margarin yapımında kullanılmaktadır

GDO’lu besinler açlığa çözüm getirememiştir. Çünkü dünyadaki açlık sorunu besin azlığından değil, eşit dağıtılamamasından kaynaklanmaktadır.

Tek kullanımlık tohumlar, nedeniyle yerel tarım sistemleri zayıflayacak, tohumda ve tarımsal üretim sistemlerinde dışa bağımlılık artması söz konusu olabilecektir

GDO’lu besinlerin insan sağlığı açısında ne gibi riskler oluşturacağı bilinmemektedir.

GDO’lu ürünlerin, geleneksel ürünlerle ekilebilirliği söz konusu değildir.

Sağlığımızla ilgili olarak GDO’LU besinlerin bize ne gibi yaralar sağlayacağı veya zarar vereceği konusu net değildir. Bu nedenle dikkatli davranılması gerekmektedir.