Kan, yapılamayan tek ilaçtır. Hayat bizim için akıp gider… Biz, sıcak ve huzurlu evimize doğru yol alırız… Bir hastanenin önünden geçer yolumuz… Aklımızda başka şeyler vardır o an; hastane yolun sağında büyük bir binadır yalnız, belki birazdan sağa döneceğimiz kavşağın habercisidir, belki de o kadar bile önemi yoktur o an… Trafik de vardır zaten, aklımız evimiz ile aramızda kalan mesafeye takılı kalır… Evimizde olmak isteriz, ve huzur dolu bir akşama başlamak... Hayat, akmayıp durur bazıları için… Yolumuzun üzerindeki hastanenin penceresinde yeni doğan çocuğu için dua eden annenin ömründen; daha doyamadığı babası baypas ameliyatına alınan 12 yaşındaki kız çocuğunun ömründen; trafik kazası geçiren ailenin kazadan şans eseri kurtulan 23 yaşındaki oğlunun ömründen; 57 yıllık hayat arkadaşının karnında aort damarı patlayan 80 yaşındaki gözü yaşlı dedenin ömründen… ömür gider, canı yanar, hayat durur akmaz o an… Acil kana ihtiyaç vardır…

Kana İhtiyaç Duyulan Tıbbi Durumlar Nelerdir?

Kana ihtiyaç duyulan durumların başında akla ilk gelen kazalardır. Özellikle de trafik kazalarında her ameliyatın öncesi veya sonrasında hastaya kan vermek gerekebilir, ancak omurga ve kalça ameliyatları, açık kalp ameliyatları, organ nakilleri daha çok kan gerektiren ameliyatlardır. Mide veya barsak kanamaları sık görülen durumlardır ve çoğunlukla ani bir kan kaybından kaynaklı olarak hastada çarpıntı, soğuk terleme, tansiyonda ciddi derecede düşme ile kendilerini belli ederler ve bu tablonun  düzeltilmesi ancak hastaya kan verilmesi ile mümkün olur. Yenidoğan kan uyuşmazlığında bebeğin kanını değiştirmek için 1-2 ünite kadar kana ihtiyaç vardır. Lösemi, aplastik anemi gibi bazı kan hastalıklarında kanın üretilememesine bağlı olarak hasta iyileşene ve kemik iliği tekrar çalışıp sağlıklı kan üretmeye başlayana kadar hastaya dışarıdan belli aralıklarla kan veya kan ürünü vermek gerekir. Akdeniz anemisi (talasemi) hastaları çoğunlukla ayda bir ya da iki kez kan almak zorundadırlar.

Tanısı çocuklukta konan bu genetik hastalığa bağlı olarak bu hastalar doğumdan sonraki 1-2 yıl içinde yaşamak için kana bağımlı hale gelirler ve hayatlarının sonuna kadar bu bağımlılıkları devam eder. Bunların dışında, çok tercih edilen bir durum olmamakla birlikte bazen kansızlığı olan yaşlı hastalara kan vermek gerekebilir.

“Kan ve Kan Ürünleri” Ne Demektir?

‘Kan’ denildiği zaman kastedilen aslında içerisinde yalnızca alyuvarları içeren ve kanda ‘hemoglobin’ dediğimiz kanın oksijen taşımasını sağlayan molekülü artırmak amacıyla hastaya verdiğimiz kan ürünüdür. Tıbbi adı ‘eritrosit süspansiyonu’dur. Rengi kırmızıdır. Yukarıda saydığımız durumların çoğunda kullanılması gereken ürün budur. ‘Kan ürünleri’ denildiği zaman kastedilen ürünlerden biri olan ‘trombosit süspansiyonu’, kanda pıhtılaşmayı sağlayan hücreler olan trombositlerin sayıca azaldığı ya da fonksiyonlarının kaybolduğu durumlarda kullanılır. Sarı renklidir. Diğer bir kan ürünü olan ‘taze donmuş plazma’ ise içinde pıhtılaşmayı sağlayan faktörleri ve bazı özel proteinleri içeren zengin içerikli bir üründür. Bu da sarı renklidir.

Kan Vermeye Gittiğimiz Zaman Bizden Alınan Kandan Hangi Ürün Elde Edilir?

Verdiğimiz kan yukarıda sayılan her üç ürünü de içeren tam kandır. Bu kan, farklı ihtiyaçları olan üç değişik hastaya birden fayda sağlayabilecek şekilde her üç ürüne de ayrıştırılır. Böylece, verdiğimiz kandan her biri birer ünite olmak üzere eritrosit süspansiyonu, trombosit süspansiyonu ve taze donmuş plazma elde edilir. Verdiğimiz kandan elde edilen 1 ünite eritrosit süspansiyonu hastanın kan ihtiyacının derecesine göre bazen tek başına bir hastaya yetebilir. Taze donmuş plazma için de durum benzerdir. Ancak, yine verdiğimiz kandan elde edilen trombosit  süspansiyonunun hastanın ihtiyacını karşılayabilmesi için başka hastalardan alınan başka trombosit süspansiyonları ile birleştirilerek ünite sayısının arttırılması gereklidir.

Alınan Kan Ne Kadardır? Bizi Kansız Bırakır Mı?

Alınan kan yaklaşık 450 ml dir. Bu miktar neredeyse bir küçük şişe suya eşdeğerdir. Vücudumuzda ortalama 5 litre kan olduğu düşünülürse bu kadar küçük bir miktarın bizi kansız bırakması mümkün değildir. Sağlıklı bir bireyin bu kanı yerine koyması için geçecek süre çok uzun değildir. Ama kansızlığı olan kişiler kan veremezler. Bu nedenle kural olarak siz kan vermeden önce mutlaka kansız olup olmadığınız tespit edilir yani ‘hemoglobin’ değeriniz ölçülür.

Ne Zaman Tekrar Kan Bağışlayabiliriz?

Sağlıklı bir erkek 3 ayda bir kan bağışlayabilirken kadınlarda 4 ay gibi bir süre tercih edilir. Ancak yılda bir kereyi geçmemek şartıyla zorunlu durumlarda iki bağış arası 2 ay olabilir. Düzenli olarak kan bağışı yapan bir kişi iseniz 65 yaşından sonrası yılda bir kereyi geçmemek şartı ile 70 yaşına kadar kan bağışlamaya devam edebilirsiniz.  Bu süreler tam kan bağışı için geçerlidir. Öte yandan ‘aferez’ denilen özel bir yöntemle sizden yalnızca ‘trombosit’ alındıysa 3 gün geçtikten sonra tekrar trombosit verebilmeniz mümkün olur ve bu durum defalarca tekrarlanabilir. Bu yöntem trombosit süspansiyonu ihtiyacı çok fazla olan bazı hematolojik hastalıklar ve kök hücre nakillerinde tercih edilen bir yöntemdir.

Kan Bağışçısı Olmak İçin Yaş Sınırı Var Mı?

Çocuk ve yaşlılar kan bağışı için uygun vericiler değildirler. Bu nedenle yalnızca 18-65 yaş aralığındaki sağlıklı bireyler kan verebilir. Hayatında ilk kez kan verecek bir bireyin ise 60 yaşını doldurmamış olması gerekir. Ayrıca vücut ağırlığı 50 kg altında olan kişilerden de kan bağışı kabul edilmez.

Kan Bağışı İçin Kullanılan ‘Sağlıklı Birey’ Tanımlaması Ne Anlama Gelir?

Herhangi bir kan hastalığı olan, kanser tedavisi almış ya da almakta olan, kalp hastalığı ya da astım-bronşit gibi kronik akciğer hastalıkları olan, kontrolsüz yüksek ya da düşük tansiyonu olan,  kronik böbrek hastalığı olan, B ya da C tipi sarılık veya AİDS geçirmiş olan, epilepsi (sara) hastalığı olan, doku veya organ nakli yapılmış olan, kronik karaciğer yetmezliği (siroz) hastası olan kişiler ve insulin kullanan şeker hastaları hiçbir zaman kan bağışçısı olamazlar.

Kalıcı Bir Hastalığımız Olmasa da Geçici Olarak Kan Vermemize Engel Teşkil Eden Durumlar Nelerdir?

Sağlıklı bir birey olsak da alkol aldıktan sonraki 12 saat içinde, antibiyotik kullandıktan sonraki 48 saat içinde, aspirin kullandıktan sonraki 5 gün içinde, grip geçirdikten sonraki 2 hafta içinde kan veremeyiz. Bunların dışında; akupunktur tedavisi alıyorsak tedavi bittikten sonra 12 ay, dövme yaptırdıysak 12 ay, canlı atenüe aşı denilen bazı aşılardan sonra 4 hafta, endoskopi ya da kolonoskopi yaptırdıysak 12 ay beklemek gerekir. Diş tedavisi, tedavinin özelliğine göre değişecek şekilde 1-7 gün beklemeyi gerektirir. Kansızlık için tedavi almış olan hastaların eğer kansızlık nedeni demir ya da vitamin eksikliğine bağlanmış ise tedavi bittikten 6 ay sonra kan verebilirler.

Kan Bağışçısı Olma Talebimizle Kullandığımız İlaçlar Arasındaki İlişki Nedir?

Aslında kullandığımız ilaçlar ve o ilacı kullanmayı gerektiren durumun ciddiyeti kan bağışçısı olmak yönünden paralel bir sonuç doğurur. Örneğin; kanser ilaçları ya da organ nakli sonrası kullanılan bazı ilaçların kan hücreleri üzerine olumsuz etkileri olabilir. Ancak zaten bu hastalar kan bağışçısı olmak için uygun olmayan grupta yer alırlar. Bunun dışında bir de teratojenik kabul edilen, yani kullanımlarının gebelerde anomalili çocuk doğurma riski yarattığı ilaçlar grubu vardır. Bu ilaçları kullanmış olan kişilerden de ilacın vücuttan temizlenme süreleri boyunca kan bağışı kabul edilmez.

Kan Bağışçısı Olma Durumu Mesleklere Göre Değişebilir Mi?

Pilotlar ve hava kontrolörleri, ambulans, otobüs, tren ya da petrol tankeri sürücüleri, madenciler ya da inşaat işçileri, itfaiyeci ve dalgıçlar gibi yaptıkları işte meydana gelecek bir dalgınlık ya da baygınlığın hem kendi bedenleri hem de çevredeki halkın sağlığına ciddi zarar verebilme potansiyeli olan işlerde çalışanlar kan verdikten sonra en az 12 saat dinlenmelidirler. Aynı nedenden ötürü dağcılık, dalış, planör, paraşüt ya da motor sporları gibi uğraşıları olan kişilerin de aynı süre boyunca bu uğraşılarına ara vermeleri gerekir.

Kan Bağışı Formu Detayları; Neden Hepsine Cevap Vermek Gerekli?

Şu ana kadar sözünü ettiğimiz tüm bu detaylar kan bağışçısı olmak açısından önem taşır. Yani; kullandığımız ilaçlardan, geçirmiş olduğumuz hastalık ya da ameliyatlara, bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış olabilme ihtimalimize kadar her ayrıntı kan bağışçısı olmak  açısından önemlidir. Çünkü verdiğimiz kandan elde edilen ürünün kimin için kullanılacağı; diğer bir deyişle kimin hayatına umut ışığı olacağı belli değildir. Bu kan ürünü bağışıklık sistemi henüz yerleşmemiş bir bebek ya da aldığı tedavilere bağlı kan hücreleri zayıflamış ya da bağışıklık sistemi çökmüş bir kişiye verilebilir. Özellikle bulaşıcı bir hastalık mikrobunun kan yoluyla aktarımı; hayatını aydınlatmak istediğimiz bir bireyin ömür boyu hayatını karartacak bir  durum doğurabilir. Kimse bildiği bir bulaşıcı hastalığı varken bu mikrobu başkasıyla paylaşmaya çalışmaz… Ancak zaten bu formlarda aranan ayrıntılar bildiğimiz değil bilmediğimiz tehlikelere yöneliktir. 1 yıl içinde yaptırdığımız dövme ya da kan almamızı gerektiren büyük bir ameliyat, uyuşturucu kullanımı, ya da bilmeden girilen bir cinsel ilişki bizim vücudumuzda henüz bağışıklık sistemi hücrelerini harekete geçirmemiş ve bu nedenle kan testleri ile tanınabilme potansiyeline erişmemiş olabilir. Unutmamak gerekir; hastalığımızı başkalarına bulaştırmak bizim acımızı hafifletmez… Aynı şekilde, kan bağışçısı olma kararı sorumluluk gerektiren bir durumdur; vücudumuza bir hastalık bulaşıp bulaşmadığını test etmenin yolu olarak görülemez…

Kendimizle ilgili en ufak bir şüphenin varlığında dahi kan bağışçısı olmamayı tercih etmek en doğru karardır. Form doldurmanızı isterken yapılan şey aslında özel hayatınıza müdahale etmek ya da yaşam tercihlerinizi sorgulamak değil; sorulara cevap verirken taşıyor olabileceğiniz olası riskleri sizin gözden geçirmenizi ve bu yolla aslında kendi kendinizin kontrolörü olmanızı sağlamaktır.

Unutmamamız gerekir ki; kan bağışçısı olma kararı bir hayatı yeşertme ve umut olma fikrinden yola çıkar. Bağışçı formundaki sorulara verdiğimiz cevaplarla gerçek arasındaki uyumsuzluk bizi bağışçı olmanın huzurlu dünyasından çok uzaklara sürükler.