Ülkemizde her yıl yaklaşık 175000 yeni kanser teşhisi konmakta ve yüzlerce insan da çeşitli kanser türleri dolayısı ile hayatını kaybetmektedir. Kanser tanısı, öncelikle yol açtığı fiziksel ve psikososyal problemler ile hasta, hasta yakını ve topluma oluşturduğu ekonomik yük göz önüne alındığında, dünya çapında giderek önem kazanan bir sağlık problemidir. Oldukça düşündürücü ve karamsar bu tabloya karşın, unutulmaması gereken kanserin %30-40 oranında önlenebilir bir hastalık olmasıdır.

Kanserin gelişim basamaklarına (karsinogenez) göz attığımızda, genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını görmekteyiz.

Genetik Yatkınlık

Tüm kanserlerin yaklaşık yaklaşık %10’u genetik yatkınlık sonucu oluşmaktadır. Aile öyküsü olan ya da genç yaşta yakalanan vakalarda genetik yatkınlık mutlaka düşünülmeli ve aileye uygun genetik tarama konusunda bilgilendirmeler yapılmalıdır. Meme ve yumurtalık kanseri öyküsünün bir arada görüldüğü aileler, Lynch (herediter non-polipozis kolorektal kanser) ya da ailevi polipozis sendromlu aileler kansere ait genetik yatkınlık öyküsünün örnekleridir.

Yaş

İleri yaş kanser gelişimi için önemli bir risk faktörüdür ve ileri yaştaki hastalarda kanser görülme sıklığı da artmaktadır. Dünyada yaşlı nüfus giderek artmakta olduğundan kanser tanısı olan vaka sayısında da artış gözlenmektedir.

Çevresel Faktörler

•Tütün Kullanımı ve Sigara İçimi: İçicilik tek başına tüm kanserden ölümlerin %30’undan; akciğer kanseri vakalarının ise %85’inden fazlasından sorumludur. Sadece akciğer kanseri değil, akut myeloid lösemi, mesane, yemek borusu, böbrek, oral kavite ve gırtlak başta olmak üzere tüm baş-boyun, pankreas ve mide kanserlerinin gelişimi ile de ilişkisi net olarak bilinmektedir. Aktif içiciliğin yanı sıra pasif içicilik de (sigara dumanına maruz kalmak) akciğer kanseri gelişme riskini %20 oranında arttırmaktadır.

•Alkol: Alkol tüketimi hepatoselüler kanser başta olmak üzere ağız boşluğu, yemek borusu, meme ve kalın bağırsak kanserlerinin gelişimi ile ilişkili bulunmuştur. Özellikle sigara içimi ve alkol tüketimi birlikteliği durumunda kanser riski oldukça artmaktadır.

•Kimyasal Karsinojenler: Kimyasallar, ilaçlar, doğum kontrol ilaçları.

•Fiziksel Karsinojenler: Radyasyona maruz kalmanın kanser riskini arttırdığı bilinmektedir. Kanser riski ile ilişkili olan 2 ana radyasyon tipi bulunmaktadır

>>İonize Radyasyon (X-ışınları ya da Radon Gazı): Maruz kalan kişilerde en sık lösemi, tiroid ve meme kanserine daha az sıklıkta ise myelom, akciğer, mide, yemek borusu, mesane ve yumurtalık kanserlerine yol açtığı bilinmektedir. Maruziyet dozu ve süresi ile doğru orantılı olarak risk artmaktadır.

>>Ultraviole Işınlar: Melanom dışı cilt kanserlerinin ana sebebini oluşturmaktadır.

•Viral Karsinojenler: Dünyada tüm kanserlerin yaklaşık 1/5’i kronik enfeksiyonlara bağlıdır. Gelişmekte olan ülkelerde halen enfeksiyonlara bağlı gelişen kanser oranı, gelişmiş ülkelere göre daha yüksektir. Ebstein Barr virüsü Burkitt lenfoma ve nazofarenks kanserine, Hepatit B ve C virüsleri hepatoselüler kansere, Human Papilloma virüsü ise rahim ağzı, penis, vajina, anal bölge ve orofarinks kanserlerine yol açtığı bilinen viral karsinojen ajanlardır. 

Diyet

•Yağdan zengin, liften fakir beslenme

•Yüksek hayvansal gıda tüketimi ve sebze-meyveden fakir diyet özellikle kolorektal kanser gelişimi açısından önemli bir risk faktörüdür.

•Tütsülenmiş ve tuzlanmış yiyecekler, nitrat içerikleri zengin olmalarından ötürü başta yemek borusu ve mide kanseri olmak üzere önemli bir risk faktörüdür.

•Kısa zamanda yüksek ateşte pişirme yöntemi

•Bazı koruyucu maddeler

İmmün Fonksiyon

İmmünitesi baskılı vakalar, immün baskılayıcı tedavi alan organ nakli yapılmış vakalar, edinilmiş immün eksiklik sendromlu vakalar

Yaşam Tarzı

•Yapılan çalışmalar fiziksel olarak aktif kişilerin, aktif olmayanlarla karşılaştırıldığında bazı kanser tiplerinin gelişimi açısından daha az riske sahip olduklarını göstermektedir. Fiziksel aktivite ile kolorektal kanser, postmenapozal meme kanseri ve rahim kanseri arasında kuvvetli bir ilişki bilinmektedir. 

•Sedanter yaşam (egzersizden uzak kalmak), seksüel davranış biçimi (çok eşlilik, homoseksüalite) ve obezite kanser gelişimi açısından riskli kabul edilen yaşam tarzı şekillerindendir.

Kanserden Korunmak İçin Ne Yapmalı?

Mevcut risk faktörleri göz önüne alındığında kanserden korunma konusunda önerilen yaklaşımlar iki başlık altında toplanmaktadır:

Birincil Korunma                

•Kanser riskini arttırdığı bilinen faktörlerden uzak durmak

•Sigara, diğer tütün ürünleri ve alkol kullanmamak

•Güneşin ultraviyole B ışınlarına uzun süre maruz kalmamak, yaz aylarında 11.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneş ışınına maruz kalmamak, yüksek faktörlü koruyucu kremler kullanmak ve uzun süre solaryuma girmemek

•Sağlıklı beslenme kurallarına dikkat etmek; işlenmiş, tuzlanmış ve uygun pişirme ve saklama koşullarına dikkat edilmemiş gıdalardan uzak durmak; fazla miktarda kırmızı et tüketimi yerine haftada bir ya da iki kez tüketmek ve beyaz eti de diyete dahil etmek; bitkisel proteinlerin ve lifli gıdaların tüketimini arttırmak; günde en az 5 porsiyon meyve+sebze yemek; günde en az 2-2,5 litre su içmek; şeker ve yağ tüketiminde obezite riskinden dolayı dikkatli olmak

•Obeziteden kaçınmak; bu konuda hem sağlıklı beslenme kurallarına dikkat etmek, hem de sedanter bir yaşamdan uzak durarak haftada 5 gün, günde en az 30 dakika egzersiz yapmak öneriler arasındadır.

•Rektal polip, memede fibrokistik ya da fibroadenomatöz lezyonların ve şüpheli cilt lezyonlarının takibi ve gereğinde cerrahisi

•Viral etkenler için aşılama programlarına uymak (Hepatit B ve HPV için mevcut); güvenli bir cinsel yaşam açısından da gereken önlemlere dikkat edilmesi önemlidir.

İkincil Korunma

Erken tanı ya da uygun tedavi yöntemleri ile hastalığın doğal gidişini iyi yönde etkilemek, daha erken evrede tespit etmek ve kansere spesifik sağkalımda uzama sağlamaktır ve bütün topluma yapılan taramalardır.

 

Ülkemizde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) tarafından yürütülen tarama programında olan kanserler meme, serviks (rahim ağzı) ve kolon (kalın bağırsak) kanserleridir ve tarama risk grubu ayrımı yapmadan tüm topluma uygulanmaktadır.

•Meme kanseri için 20 yaşından itibaren ayda bir kendi kendine meme muayenesi ve yılda bir klinik hekim muayenesi ve 50 yaşından itibaren de 2 yılda bir mamografi ile tarama;

•Serviks kanseri için 30 yaşından itibaren 5 yılda bir pap-smear taraması;

•Kolon kanseri için de 50 yaştan itibaren yılda bir gaitada gizli kan (GGK) testi ve 10 yılda bir de kolonoskopi ile tarama önerilmektedir.

Aile öyküsü ve genetik yatkınlık (BRCA-1 ve 2 mutasyon varlığı gibi) nedeni ile yüksek riskli olan bireylerde ise tarama, hem daha geniş kapsamlı tetkiklerle yapılmakta hem de ailede görülen indeks vakanın yaşı göz önüne alınarak daha erken yaşlarda (indeks vakanın tanı yaşından 10 sene önce olacak şekilde yaklaşım kabul görmektedir) planlanmaktadır. Özellikle meme ve yumurtalık kanseri öyküsü kuvvetli olan ailelerde, risk altında olan bireylere koruyucu amaçlı her iki yumurtalık ve memenin cerrahi olarak çıkartılması da, fayda-zarar değerlendirmesi tam olarak hasta ile görüşüldükten sonra uygun zamanlama gözetilerek planlanabilecek, adı geçen seçeneklerdendir.

Kemoprevensiyon

Kanser gelişme riskini azaltmak amaçlı doğal ya da sentetik maddelerin kullanımını ifade etmektedir. Kanser öncülü olarak değerlendirilen bir lezyonu olan hastalarda ya da aile öyküsü, hayat tarzı gibi faktörler dolayısı ile yüksek riskli kabul edilen kişilerde önerilebilmektedir. Özellikle meme ve prostat kanseri gelişimi ile ilgili yüksek riskli bireylerde önerilebilecek ilaç seçenekleri bulunmaktadır. Ayrıca aspirinle ilişkili olarak da bağırsakta adenom ve kanser gelişimini engelleyebileceğine dair veriler bulunmaktadır.

Dışarıdan alınan çoklu-vitamin ya da mineral desteklerinin kanser gelişim riskini azalttıklarına dair ise elimizde herhangi bir veri bulunmamaktadır. Dışarıdan desteklenen vitamin B6 ve B12, Vitamin C, D ve E, beta-karoten, folik asit ve selenyum gibi maddelerin kanser riskini azalttıklarına dair bir bulgu elde edilememiştir. Dahası bazı çalışmalarda kanser riskinde artışlar bile tespit edilmiştir. Sonuçta günlük beslenme sırasında alınan maddelerin ekstra kullanılmasının ek faydası yoktur ve sağlıklı beslenme dahilinde alınan miktarlar yeterlidir. 

Kanser kısmen önlenebilir, kısmen de erken tanı ile tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır. Önemli olan yukarıda bahsedilen faktörlere dikkat etmek ve ayrıca kanserin belirti ve bulgusu olabilecek;

•Dışkılama ve idrar alışkanlığında değişme

Uzun süreli iyileşmeyen yaralar,

Beklenmeyen kanama ve akıntılar,

Meme veya başka organlarda ele gelen kitleler,

Yutma güçlüğü veya hazımsızlık,

Nedeni bilinmeyen kilo kaybı,

Siğil ve benlerde belirgin değişiklik

Uzun süren ses kısıklığı ve öksürük gibi durumlardan herhangi birinin ya da birkaçının gelişmesi durumunda en kısa zamanda doktora başvurmaktır.