Koroner Arter Hastalığı Nedir?
Kalbi besleyen atar damarların ateroskleroz (damar sertliği) gelişmesi sonucu daralması ile oluşan hastalığa koroner arter hastalığı denir. Bu hastalıkta, koroner damarlarda yer yer, başta kolesterol ve kalsiyum olmak üzere bir takım maddeler birikir, bu da zaman içinde damarlarda daralma (plak oluşumu) ve tıkanmaya neden olur. Bu daralma ve tıkanmanın sonucu olarak kalbin beslenmesi bozulur, kalbin kasılmasında ve ritmik çalışmasında hastalığın ciddiyetiyle orantılı olarak çeşitli sorunlar meydana gelir. Zamanında fark edilip gerekli önlemler alınmazsa, damar tıkanıklığı kalp krizine (miyokart enfarktüsü) ve ölümcül ritim bozukluklarına yol açabilir. Koroner arter hastalığı, ülkemizde ve dünyada en önemli ölüm ve iş gücü kaybı nedenidir.


Koroner Arter Hastalığı Kimlerde Görülür?
Bu hastalığa ait bulgular her yaşta görülebilir, fakat yaşla birlikte özellikle de erkeklerde 60, kadınlarda 70 yaşından sonra görülme sıklığı belirgin olarak artar. Kadınlarda hastalığın menapoz sonrası daha geç ortaya çıkmasının nedeni kadınlık hormonu olan östrojenin koruyucu etkisidir. Genetik yatkınlık birçok hastalıkta olduğu gibi koroner arter hastalığının gelişiminde de çok önemlidir, ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü olan bireyler özellikle risk altındadır. Düzensiz ve aşırı yağlı beslenme kişilerde kolesterol ve diğer zararlı kan yağlarının yükselmesine yol açar ve damar sertliği gelişimine zemin hazırlar. Stresli yaşam sürenler, spor yapmayanlar ve hareketsiz bir hayat tarzı seçenler koroner arter hastalığı gelişimi açısından risk altındadır. Diyabet, kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon) ve kronik böbrek yetersizliği başta olmak üzere bazı sistemik hastalıklar koroner arter hastalığı gelişiminde tetikleyici rol oynamaktadır. Yine hiç kuşkusuz sigara içilmesi birçok hastalıkta olduğu gibi koroner arter hastalığının oluşumunda çok önemli bir yer tutar. Hem damar sertliğini hızlandırır, hem de damarlarda pıhtı oluşmasını ve damarın büzüşmesini tetikler. Bu risk faktörlerinin bir kısmını (yaş, cinsiyet, genetik gibi) değiştirmek mümkün değildir, ancak değiştirilebilen tüm risk faktörlerinin ortadan kaldırılması (sigaranın bırakılması) veya tedavi ile kontrol altında tutulması (diyabet, hipertansiyon gibi) koroner arter hastalığının gelişimini önler veya geciktirir.


Koroner Arter Hastalığının Belirtileri Nelerdir?
Koroner arter hastalığı sinsi bir hastalık olup hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Hastalığının şiddeti ve bulguları hastadan hastaya çeşitlilik gösterir. Daralan damarlar nedeniyle kalbe yeterince kan gitmemesi sonrası en sık görülen belirti göğüs ağrısıdır. Bu ağrı göğsün orta hattından başlar, sol tarafa, sol kola, sırta ve çeneye yayılım gösterir, bazen sol kolda uyuşma hissi ağrıya eşlik eder. Ağrı sıklıkla egzersiz, stresli durumlar ve yorgunluk ile ortaya çıkıp dinlenmekle azalır. Ancak kalbin yeterince kanlanamaması her zaman ağrıya neden olmaz, sıkışma, baskı, ağırlık hissi, yanma, nefes almada güçlük, çarpıntı, baygınlık hissi veya yorgunluk gibi yakınmalar da hastalığının belirtileri olabilir. Koroner arter hastalığının ilk belirtisi çok şiddetli göğüs ağrısı, terleme ve bulantının sıklıkla eşlik ettiği kalp krizi de olabilir. Bu gerçek bir acil durum olup hemen ambulans aranmalı ve en yakın acil servise başvurulmalıdır. Koroner arter hastalığı olan şeker hastalarında göğüs ağrısının olmayabileceği veya çok hafif olabileceği, yaşlılarda ise göğüs ağrısı yerine, boyun, sırt, karın hatta diş ağrısının bile olabileceği unutulmamalıdır. Bu tarz beklenenin dışındaki yakınmalar konusunda hasta ve hekim dikkatli olmalıdır.


Koroner Arter Hastalığı Tanısı Nasıl Konur?
Koroner arter hastalığından şüphelenilmesi durumunda hastalığın tanısı için uzman hekimlerce bazı tetkikler istenir. Her hastada mutlak yapılması gereken tetkik elektrokardiyografi (EKG) dir. Bu tetkik kalbin atım düzeni ve geçirilmiş kalp krizinin varlığı hakkında fikir verir. Hastanın şikayeti olduğu anda çekilebilmesi tanısal değerini artırır. Yakınmanın olmadığı dönemde çekilen EKG ise normal olabilir, dolayısıyla normal bir EKG koroner arter hastalığın varlığını ekarte ettirmez. Gerekli durumlarda egzersiz esnasında kanlanma bozukluğu oluşup oluşmadığını değerlendirmek amacıyla eforlu EKG (koşu testi) istenebilir. Miyokart perfüzyon sintigrafisi nükleer tıp yöntemleri kullanılarak kalbin kanlanmasını değerlendiren efor testine göre daha hassas ancak daha pahalı ve radyasyon riski taşıyan bir yöntemdir. Ekokardiyografi (kalp ultrasonu) kalbin kasılması ve kalp kapaklarının durumu konularında ayrıntılı bilgiler verir. Koroner arter hastalığının tanısında altın standart ise hiç kuşkusuz koroner anjiyografidir.


Koroner Anjiyografi Nedir?
Koroner anjiyografi, kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip röntgen ışınları kullanılarak damarların görüntülerinin alınması işlemidir. Dolayısıyla koroner anjiyografi bir tanı yöntemidir. Bu yöntem ile damar darlıklarının yeri ve ciddiyeti saptandıktan sonra eğer gerekli görülürse balon ve/veya stent (çelik kafes) uygulamasına devam edilerek tedavi basamağı işleme eklenebilir.


Koroner Anjiyografi Kimlere Yapılmalıdır?
Kalp damar hastalığını düşündüren göğüs ağrısı varlığında, kalp krizi geçirenlerde, risk faktörleri olup damar hastalığı olduğunu düşündüren testlerin sonuçlarının anormal çıkması durumunda, açıklayıcı bir neden yokken kalp yetersizliği veya ciddi ritim bozuklukları gelişen hastalarda koroner anjiyografi tetkiki mutlaka önerilmelidir. Ayrıca kalp damarı dışında kapak hastalığı veya damar genişlemesi gibi başka nedenlerden dolayı kalp veya damar ameliyatı olacak hastalara ve stent veya bypass öyküsü olup yakınması tekrarlayanlara koroner anjiyografi yapılmalıdır. Kalp krizi esnasında acil şartlarda yapılan koroner anjiyografi ve takiben balon/stent gibi damar açma işlemlerinin uygulanması ise hayat kurtarıcıdır.


Koroner Anjiyografi Nasıl Yapılır?
Koroner anjiyografi kasık veya kol atardamarı kullanılarak anjiyografi cihazının ve eğitimli ve deneyimli doktor ile sağlık personelinin bulunduğu laboratuarlarda yapılır. İşlem öncesi hastanın en az 4 saat aç kalınması gereklidir, ancak kullanılan ilaçlar varsa bunlar az miktarda su ile alınabilir. Koroner anjiyografi kesinlikle bir ameliyat değildir. İşlem mevzi uyuşturma altında hasta ile konuşarak yapılır. İhtiyaç halinde sakinleştirici bir ilaç uygulanabilir, ama uyutulma gerekmez. Önce işlemin yapılacağı kasık ya da kol bölgesi uyuşturulur ve bu bölgedeki atardamara plastik bir damar kılıfı yerleştirilir. Bu işlem sırasında hasta bazen hafif bir sızı duyabilir. Hastanın tüm işlem süresi boyunca duyduğu sıkıntı budur. Bundan sonraki bölümde hasta herhangi bir şey hissetmez. Bu kılıf kullanılacak olan kateter adı verilen plastik borucukların giriş yolunu oluşturur. Kateterler ile kalp boşluklarına ulaşılıp basınç kaydı yapılır; özel bir madde verilerek koroner damarlar görüntülenir ve film kayıtları alınır. Farklı damarlar için değişik açılardan bu film çekimleri tekrarlanır. Böylece kalp damarlarının durumu açığa çıkmış olur. İşlem yaklaşık 15 dakika kadar sürer. İşlem tamamlandıktan sonra giriş atardamarındaki kılıf çıkartılır ve 15-20 dakika süre ile bu bölgeye bası yapılır. Kanamanın durduğu görüldükten sonra sıkı bir bandaj ile kapatılır. Damar üzerine basınç uygulamak amacıyla geçmişte kullanılan kum torbası uygulaması işlemi artık tarihe karışmıştır. Kasıktan girişim yapılmışsa 6 saatlik yatak istirahatinin, eğer koldan girişim yapılmışsa 1-2 saatlik gözlemin ardından hasta evine taburcu edilebilir. İstisnai durumlar dışında, işlemden 24 saat sonra hastanın günlük yaşamına dönmesine izin verilir.


Koroner Anjiyografinin Riski Var Mı?
Her girişimsel işlemde olduğu gibi koroner anjiyografi sırasında veya hemen sonrasında, nadir olmakla birlikte, işlemle ilgili sorun ve istenmeyen olaylarla karşılaşılabilmektedir. Koroner anjiyografi işlemi sonrasında az sıklıkla işlem yapılan damar bölgesinde ağrı, hafif şişlik ve morarma (hematom, ekimoz, psödoanevrizma) olabilmektedir. Ancak, işlem bölgesinde onarım gerektirecek sorun olma olasılığı çok düşüktür. Nadiren inme (felç) ve miyokart enfarktüsü gelişme ihtimali vardır. Deneyimli kateter laboratuvarlarında bu olayların ortaya çıkma sıklığı 1000'de 1 civarındadır. Hayati riskin ise 1000'de 1'den düşük olduğu bilinmektedir. Varsa eşlik eden başka hastalıklar ve klinik sorunlar elbette bu riski biraz daha artırabilir. Acil cerrahi, alerjik reaksiyona bağlı tansiyon düşüklüğü, bazı ritim bozuklukları, geçici kalp pili gereksinmesi çok nadir de olsa görülebilmektedir. İşlem sırasında kullanılan ilaçlara bağlı olarak böbrek fonksiyonları bozuk hastalarda böbrek yetersizliği gelişebilir. Sayılan bu tür sorunların çoğunun tedavi ile telafi edilmesi imkanı vardır. Eğer anjiyografi yapmayı haklı kılacak iyi bir gerekçe varsa, bu riskleri ve hastanın maruz kalacağı radyasyonu göze almaya değer. Şunu da akılda tutmak gerekir ki koroner anjiyografi esnasında maruz kalınan radyasyon miktarı tomografi anjiyografi veya miyokart perfüzyon sintigrafisinde maruz kalınandan çok daha düşüktür.