Tekrarlayan, beklenmedik panik nöbetleri ve nöbetler arasındaki zamanlarda da yeni panik nöbetlerinin olacağı ile ilgili sürekli bir endişe duyma, panik nöbetlerinin 'kalp krizi geçirip ölme', 'kontrolünü yitirip çıldırma' ya da felç geçirme' gibi kötü sonuçlara yol açabileceği inancıyla sürekli kaygı duyma ya da doktor-doktor dolaşma, acil servislere başvurma, nöbetlere ve olası kötü sonuçlarına karşı önlem olarak (işe gitmeme, toplu taşıma araçlarına binmeme, alışveriş merkezlerine girmeme gibi) bazı davranış değişikliklerinin" görüldüğü ruhsal bir bozukluktur.

Hiçbir neden yokken birdenbire başlayan çarpıntı, terleme, göğüste sıkışma, nefes darlığı ya da baş dönmesi, dengesizlik, fenalaşma ya da baygınlık hissi gibi belirtiler kişiyi dehşet içinde bırakır. Kişi 'kalp krizi' geçirdiğini ya da felç geçirmekte olduğunu zannederek yoğun bir 'ölüm korkusu' ya da 'felç olma korkusu' yaşar. Bazen de başında bir tuhaflık, sersemlik hissi, baş dönmesi, düşüp bayılacakmış gibi olma, kendisini veya çevresini bir garip ya da değişik algılama gibi belirtilerin ortaya çıkmasıyla 'kontrolünü kaybetmeye' ya da 'çıldırmaya' başladığını düşünerek kendisine ya da çevresindekilere zarar vermekten korkar. Hasta hemen, en yakın doktor ya da acil servise gider. Orada yapılan muayene, çekilen film, EKG, MRI, bilgisayarlı tomografi ve diğer incelemelerde hiçbir şey bulunmaz. Sakinleştirici yapılarak eve gönderilir. Bir süre sonra panik nöbetleri tekrarlar. Hasta, her yeni nöbet ile aynı korkuyu yaşar ve acil servislere taşınmaya başlar. Hasta böylece, nöbetler arasındaki dönemde gergin, huzursuz ve endişeli bir şekilde her an yeni bir panik nöbetinin geleceğini beklemeye başlar. Bu endişeli bekleyişe 'beklenti kaygısı' adı verilir. Nöbetlerin çoğunlukla belirsiz zaman ve yerlerde gelmesi bu kaygıyı daha çok arttırır. Nöbetler sıklaştıkça kalp krizi geçirip ölme, felç olma ya da kontrolünü kaybedip çıldırma korkuları pekişir.

Genel bir tıbbi hastalığın fizyolojik etkisiyle panik nöbetlere benzer nöbetler oluşmuşsa bunu panik bozukluğundan ayırt etmek gerekir.
Örneğin; madde bağımlıları, çeşitli kalp hastalıkları, epileptik bozukluklar, tiroid hormon fazlalığı (hipertroidi), kansızlık, demir eksikliği gibi çeşitli fiziksel bozukluklar da panik bozukluğa benzer belirtiler görülebilmektedir.

Panik bozukluğu, tedavisi mümkün olan ruhsal bozukluklardandır. Rahatsızlığı olan kişinin öncelikle tedaviyi kabullenmesi ve rahatsızlığının ruhsal nedenlerden kaynaklandığına ikna olması gerekir. Panik bozukluğu olanlar için en uygun tedavi yöntemi; ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte yürütülmesidir. Panik bozukluğu hastalarının sıklıkla ilaçla ilgili (bağımlılık, ilacın zehirleyeceği veya dokunacağına dair) korkuları da tedavinin gecikmesine yol açmaktadır, oysa kullanılan antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmazlar.
Yan etkileri ise son derece azdır ve tehlikeli değildir. Tedavi süresi tamamlandığında rahatlıkla doktor gözetiminde kesilebilirler. İlaç tedavisine ek olarak uygulanan psikoterapi ile kişinin olumsuz düşünce ve davranış biçimlerinin değiştirilmesi ve hastalıkla mücadele etmesi için daha etkin baş etme tutumları geliştirmesi amaçlanır. İlaç tedavisine psikoterapi eşlik etmediği takdirde panik bozukluğun tekrarlamalarına ve kronikleşmelerine sık rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, panik bozukluğun tedavisi için psikoterapilerin birlikte kullanıldığı ilaçlı tedaviler, psikoterapilerin kullanılmadığı ilaçlı tedavilere göre daha çok başarı sağlamaktadır.