Parkinson sessiz başlayan yavaş ilerleyen, beyinde özel bir grup sinir  hücresinin kaybına bağlı olarak dopamin maddesindeki eksilme sonucu ortaya çıkan bir hareket hastalığıdır. Beyinde dopamin hücrelerinde hasara yol açan nedenler tam bilinmemektedir. Genel olarak hem genetik hem çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı kabul edilmektedir. Hücre hasarına yol açan mekanizmalar birden fazla olduğu için hastalığın kökenine yönelik tedavi bugün için mevcut değildir.

Parkinson Hastalığının Görülme Sıklığı Nedir?

Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığından sonra ikinci sıklıkta görülen ilerleyici nörodejeneratif bir hastalıktır. Tipik olarak orta-ileri yaş hastalığı olup ortalama 60 yaş civarında başlar ve yaklaşık 15-20 yıllık bir süreçte yavaş bir şekilde ilerler. 55-60 yaşın üzerinde toplumda %1 sıklıkta görülür ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Ancak, Parkinson hastalığı sadece ileri yaşta görülür sonucu çıkartmamak gerekir. Hastaların yaklaşık %5-10 ‘u 40 yaşın altındadır ve bu grupta genellikle ailesel genetik faktörler rol oynar. Genç yaşta da Parkinson hastalığı görülebilineceği akılda tutulmalıdır. Pek çok toplumda erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür. Son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda Parkinson hastalığında genetik faktörlerin oynadığı rol daha da açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Genetik faktörler özellikle erken başlangıçlı Parkinson hastalığında önemli bir risk faktörüdür. Çevresel faktörler arasında, kırsal kesimde yaşamak, kuyu suyu kullanmak ve pestisidler ( Tarım ilaçları) sayılabilir. Ancak bu faktörlerin hastalık riskini nasıl ve ne kadar arttırdığı net değildir. Ayrıca kahve tüketimi ile Parkinson hastalığı arasında ters bir ilişki olduğu çalışmalarda gösterilmiştir .

Parkinson hastalığı için koruyucu bir faktör olduğu ileri sürülmektedir.

 

Parkinson Hastalığının Belirtileri

Parkinson hastalığında belirtiler sinsi bir şekilde başlar ve yıllar içinde ağırlaşır. Başlangıçta, çok kolay anlaşılmayan spesifik olmayan yakınmaların olduğu bir klinik öncesi dönem ( prodrom) mevcuttur. Bu dönemde halsizlik, çabuk yorulma, vücutta ağrı, özellikle ekstremite ağrısı, yazmada zorluk ince  hareketlerde zorluk, hafif dengesizlik gibi şikayetler olabilir. Hastaların çoğunda belirtiler bir beden yarısındadır. Zaman içinde Parkinson hastalığının tipik motor bulguları ortaya çıkar.

Klasik motor belirtiler; İstirahatte görülen titreme ve hareketlerde yavaşlama, mimiklerde azalma ve kaslarda sertliktir.

İstirahat titremesi, hastaların yaklaşık 2/3’ünde ilk motor bulgu olarak ortaya çıkar. En sık ellerde bazen de ayaklarda görülür. Dilde, çenede ve dudakta da nadiren ortaya çıkabilir. Tipik özelliği istirahatte olması, istemli hareketle kaybolması ya da azalmasıdır. Heyecan ve stresle, mental bir aktivite sırasında ve yürürken artar. Kural olarak tek taraflı başlar ve hastalık ilerledikçe diğer ekstremitelere de yayılabilir.

Hareketlerde yavaşlama, hareketlerin genliğinin küçülmesi, harekete başlarken zorlanma ve gecikme, ardışık hareketleri seri bir şekilde yapamama şeklinde tanımlanabilir. Hastanın oturup kalkarken zorlanması, yürümeye başlarken tutukluk, küçük adımlarla yürüme, yürürken eşlik eden otomatik kol hareketlerinin azalması, öne doğru eğilmiş postür, yüz mimiklerinin azalmasına bağlı maske yüz görünümü, monoton kısık sesle konuşma, yutma zorluğu, yazının küçülmesi gibi bulgular görülebilir.

Kaslarda sertlik, kas tonusunun artmasına bağlı dır. El ve ayak bilekleri, dirsekler, omuz ve boyun kaslarında değişik oranla muayene de saptanır.

Hastalar kaslarda sertlik nedeniyle sıklıkla ağrı şikayeti ile doktora başvururlar. Özellikle tek taraflı omuz ağrısı Parkinson Hastalığında erken belirtilerden birisi olarak klinikte gözlenmektedir.

Parkinson hastalığının ilerleyen dönemlerinde denge kaybı ve düşmeler önemli bir poblem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine harekete başlayamama olduğu yerde kalma şeklinde “ donma” atakları da tedaviye dirençli ileri dönem bulgularındandır.

Parkinson Hastalığında motor bulgular dışında non-motor olarak adlandırılan bir dizi bulgu da hastalığın ilerleyen dönemlerinde kendisini belli eder ve özellikle yaşam kalitesinin azalmasında belirgin rol oynarlar. Otonom semptomlardan en sık görülenler; kabızlık, sık idara çıkma ya da yetişememe şeklinde idrar kaçırma, terleme, ortostatik hipotansiyon ( ayağa kalkınca bir süre sonra tansiyonda düşme) ve empotanstır. Bilişsel fonksiyonlarda da bozulma görülebilir ve hastaların yaklaşık ¼’ünde parkinson demansı ileri evrede ortaya çıkar. Yine depresyon anksiyete ve diğer duygu durum bozuklukları hastalığa eşlik edebilir.

Parkinson hastalığının tanısı nasıl konur ?

Parkinson hastalığının tanısında en önemli yöntem nörolojik muayenedir. Diğer tüm laboratuar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri Parkinson Hastalığına   benzer bulgulara neden olabilecek başka hastalıkları ayırt etmek için kullanılmaktadır. Bilgisayarlı beyin tomografisi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi radyolojik tetkikler özellikle atipik bulgulara sahip hastalarda ayırıcı tanı için gerekli olmaktadır. Parkinson hastalığında görüntüleme bulguları genelde nonspesifiktir, tanı koydurucu olmaz. Özel radyofarmasötik ajanların kullanıldığı Pozitrom Emisyon Tomografi (PET) ve DAT-SPECT gibi sofistike yöntemler tanıda yardımcı olabilir ancak bu tetkikler şu an çalışmalarda kullanılmakta rutin klinik uygulamada kullanılmamaktadır. Yine, yüksek olasılıkla ailesel olduğu düşünülen erken başlangıçlı olgular dışında DNA testleri rutin olarak önerilmemektedir.

Parkinson hastalığının tedavisi

Hastalığı tamamen durduran ya da engelleyen bir tedavi maalesef  bulunmamaktadır. Şu an tedavide kullanılan tüm ilaçlar ve diğer yöntemler belirtilerin şiddetini azaltmaya ve yaşam kalitesini artırmaya yöneliktir. Parkinson hastalığı engellenemese de, semptomların erken farkedilmesi ve tedaviye bir an önce başlanılması oldukça önemlidir. Çünkü dopamin eksikliği erken farkedilip yerine konulmazsa, beyin kompanzasyon  mekanizmaları geliştirerek bu eksikliği düzeltmeye çalışır ve bu mekanizmalar maalesef başka işlev bozukluklarına neden olabilir. Bu yüzden erken tanı ve tedavi hastalığın daha iyi seyretmesini sağlamaktadır.

Parkinson hastalığının tedavisinde amaç eksik olan dopaminin yerine konulmasıdır. Bu nedenle dopaminin salınımını artıran ilaçlar ve dopaminin kendisi kullanılmaktadır. Bu ilaçların seçimi uzman bir nörolog tarafından yapılmalıdır. İlaç seçimi ve dozlarının ayarlanmasında hastanın yaşı, hastalığın süreci, diğer eşlik eden hastalıklar rol oynamaktadır. Hastaların çok büyük bir kısmı ilk 5 yılda ilaç tedavisine iyi yanıt verir ve belirtiler de oldukça belirgin düzelme görülür.

Hastalığın ilerleyen yıllarında ilaçlara başlangıçta verilen iyi yanıt azaltabilir ve ilaçlara bağlı istemsiz hareketlerin ortaya çıktığı bazen de ilacın etkisinin erken bitmesine bağlı kapanma dönemlerinin olduğu motor komplikasyonlar başlayabilir. İşte bu motor komplikasyonların olduğu dönemde, ilaçların yan etkileri nedeniyle etkinliğinin yetmediği zaman, cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Halk arasında beyin pili olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu, demansı olmayan, ilaç yanıtı olan ancak motor komplikasyonlar nedeniyle yeterli tedavi verilemeyen hastalarda dikkatli bir ön değerlendirme ile bir tedavi alternatifi olabilir.

Sonuç Olarak

Parkinson hastalığı kesin tedavisi olmamakla birlikte, semptomlarını önemli ölçüde kontrol edebildiğimiz ve yaşam kalitesini artırabildiğimiz bir hastalıktır.

Bu nedenle hastalığın erken tanısı ve başlangıcından itibaren tedavi sürecinin uzmanlarca belirlenmesi oldukça önemlidir. Parkinson hastalığı ülkemizde halen çok iyi bilinmiyor ve tanısı atlanabiliyor. Bir çok hasta doktora başvurmuyor bu nedenle tanı alamıyor. Bu yüzden hastalık hakkında farkındalığı arttırmak  oldukça önem taşıyor.