Gastroözofageal reflü; mide içeriğinin yemek borusuna, hatta ağıza kadar geri kaçmasına denir. Aslında reflü sağlıklı bebek, çocuk ve yetişkinlerde normal şartlarda olabilen bir durumdur. Bu durum genellikle seyrek olur ve kişiyi rahatsız eden şikayetlere yol açmaz. Gastroözofageal reflü hastalığı dediğimizde ise mideden göğüs orta kesimine uzanan yanma, ağza acı-ekşi su/tat gelmesi gibi şikayetlerin haftada iki veya daha sık oluşması hali aklımıza gelmektedir. Bazen de bu geri
kaçak durumu ses telleri ve civarına kadar ulaşır ve ses kısıklığı, kuru öksürük, vs gibi şikayetlere de yol açabilir. En tipik iki şikayet haftada iki veya daha sık olmak kaydıyla mideden yukarı doğru göğüs arkasında uzanan yanma hissi ve ağıza acı-ekşi tat gelmesidir. Daha seyrek olan şikayetler arasında ise; mide ağrısı, göğüs ağrısı, yutma güçlüğü, seste kabalaşma, boğaza bir şey yapışma hissi, sık tekrarlayan akciğer infeksiyonları, diş hastalıkları, kronik sinüzit sayılabilir. Hastalarda yutma güçlüğü, yutma sırasında takılma hissi, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, göğüs ağrısı, kanama
varlığında ise acilen doktora başvurmalı ve reflü dışı başka ciddi bir hastalık olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır.

Yediğimiz gıdalar mideye yaklaşık 25 cm uzunluğunda 25 mm genişliğinde yemek borusu dediğimiz bir organla iletilir. Yemek borusunu oluşturan kasların özelleşmiş kasılma-gevşeme özellikleri sayesinde yediklerimiz gıdalar, içtiğimiz sıvılar mideye iletilir. Yemek borusunun mide ile birleştiği
alt uçta daha da özelleşmiş bir kas yapısı bulunur; buna alt özofagus sfinkteri denir. Normal halde bu kas yapı sürekli kasılı halde bulunur. Yutmaya cevaben gevşer ve gıdalar mideye geçer, sonra tekrar kasılır ve geri kaçağı önler. Ayrıca geğirme ile mide gazının atılması gereken durumlarda da gevşeyerek kişinin rahatlamasını sağlar. Bazı kişilerde bu kas yapı olması gereken tonda değil de daha
gevşek bir halde bulunur ve geri kaçak oluşma ihtimalini artıran bir duruma yol açabilir. Bu mekanizmanın dışında tükürüğün aşağıya doğru yıkayıcı etkisi, tükrük içeriğinin alkali yapısı, yemek borusu iç yüzeyini oluşturan hücrelerin ve kan dolaşımının özellikleri gibi birçok farklı faktör hep beraber normalde oluşan reflünün şikayet vermesini, hasar oluşturmasını engeller ve kişi normal hayatını sürdürür. Yemek borusu ile midenin birleştiği yerin anatomik özelliği, diyaframın varlığı, göğüs ve karın içi basınç farklılıkları, yemek borusunun mide ile birleştiği açı bir bütün olarak
geri kaçak oluşmasını engelleyen önemli bir diğer mekanizmadır. Mide fıtığı denilen durum midenin karın içinde olması gereken kısmının diyaframdan geçerek yukarı doğru göğüs boşluğuna doğru kısmen yer değiştirmesidir. Nedeni tam bilinmez fakat obez, gebe, ileri yaşlı kişilerde daha sık görülen
bu durum yukarıda anlatılan geri kaçak için koruyucu mekanizmaların bir çoğunun bozulmasına neden olarak kişide reflü oluşma ihtimalini artırır.

Aslında her hastanın hatta her sağlıklı kişinin uyması gereken diyet, hayat tarzı düzenlemeleri reflünün oluşmaması, yada tedavisi için en önemli unsurlardır. Fazla kilosu olanlar mutlaka zayıflamalı, ideal kilolarına ulaşmalı yada yaklaşmalıdır. Bir oturumda mide çok fazla gıda ile doldurulmamalı, tam doygunluk hissine ulaşmadan sofradan kalkılmalıdır. Gerektiğinde ara öğün gibi, fazla kalorili olmayan gıdalar ile aralarda takviye yapılabilir. Her türlü bol kalorili gıda, içecek, yağlı, salçalı, baharatlı, asidik içerikli gıda ve içecekler reflüyü artırır. Mayalı yiyecek ve içecekler, susam, nane, narenciye reflüyü artırır. Sigara-alkol reflüyü artırır. Bunlardan sakınmak gerekir. Diğer yandan da bazen hastalara öyle diyetler verilmektedir ki normal yaşamı son derece güçleştirmekte, kişiyi çaresiz bırakmakta ve diyeti tamamen bırakıp işlerin büsbütün kötüleşmesine yol açabilmektedir. Bu yüzden aslında bu genel bilgiler verildikten sonra her hastaya göre diyeti bireyselleştirilmeli, ona daha fazla dokunan ya da hiç dokunmayan gıdalar belirlenerek nispeten daha kolay ve uygulanabilir bir liste hazırlanmalıdır. Karın içi basıncı artıran durumlar; ağırlık kaldırma, ıkınma, sıkı-dar kıyafetler, korseler reflüyü artırır. Yemek yedikten sonra hemen yatar pozisyona geçilmemelidir hatta mümkünse yürüyüş yapılmalıdır. Gece uyumadan önceki son 3 saat içinde mümkünse pek bir şey yememek lazımdır. Bu önlemler yeterli olduğunda her hastanın yatak başını kaldırması ya da reflü yastığı kullanması gerekli değildir. Hastalar mutlaka önce diyet ve yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalı, bu önlemler yetersiz kaldığında da ilaç tedavisi, sonrasında da cerrahi tedavi düşünülmelidir. Bu önlemlere uymadan sadece ilaç ya da ameliyattan fayda beklemek çok akılcı bir yaklaşım değildir. Sağlıklı beslenen, ideal kiloda, egzersiz yapan, aktif bir hayatı olan, mümkün olduğunca doğal ve dengeli beslenen kişilerde reflünün daha az olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.