Normal bir uyku süreci esas olarak REM ve REM dışı olarak ikiye ayrılır. REM dönemi adını (Rapid Eye Movement) sözcüklerinin baş harflerinden alır. Bu dönemin karakteristik özelliği çok hızlı kaotik göz hareketleridir. Bu dönemde göz dışında vücut tümüyle hareketsizdir, solunum ve kalp atışları düzensiz ve genellikle çok hızlıdır. Bu dönem ayrıca rüyaların görüldüğü dönemdir. REM normal bir uyku sürecinde 4-6 kez ortaya çıkar. REM dışı uyku da kendi içinde yüzeyel ve derin olarak ikiye ayrılır. Derin REM dışı uyku zor uyanılan, solunum ve kalp hızının düşük ve düzenli olduğu, göz hareketlerinin olmadığı dönemdir. Yüzeyel REM dışı uyku kolay uyanılan ve uykunun başlangıç dönemlerinde daha sık olan dönemdir. Normal bir uyku periyodunda hafif uyku ardından derin uyku sonrasında REM uyku dönemi gelir.

Uykuyla ilgili yakınmalar 3 şekilde karşımıza çıkar:

  1. Uykusuzluk (insomni)
  2. Gündüz aşırı uykululuk hali (hipersomni)
  3. Uykudayken veya uykudan uyanmalar sırasında ortaya çıkan hareketler, davranışlar ve duyumlar (parasomni)

Semptomlar ya uykuda ya da gece içi uyanıklıklar sırasında olur.  Uyku sırasındaki olayların çoğu, hasta tarafından fark edilmediği için, eşi veya yakınları tarafından hekime aktarılır. Horlama, uykuda solunum durması, bacak veya kol hareketleri, çiğneme hareketleri, uykuda yürüme, uykuda konuşma ve uykuda bağırma gibi olaylar sıklıkla karşılaşılan örneklerdir.

Uyku terörü, parasomni grubunda bir uyku bozukluğudur. Derin REM dışı uyku döneminde oluşur. Uykunun ilk saatlerinde genellikle ağlama ya da yüksek sesli bir çığlıkla başlar. Kişi genellikle yatakta oturur pozisyonda ve dış uyaranlara karşı yanıtsızdır. Yüzde aşırı korku ifadesi, göz bebeklerinde büyüme, kalp hızında artış (150-170 atım /dakika), derin hızlı soluma ve terleme gibi yoğun otonomik belirtilerle birlikte kas tonusu artar. Bilinç bulanıklığı ile karakterize bu atağın ardından, kişi tekrar yatıp uykuya devam eder ve ertesi sabah atağa dair hiçbir şey hatırlamaz. Gece terörü olan çocuklar sıklıkla uykuda yürürler ve her iki atak aynı anda görülebilir. Erişkinlerde yataktan fırlama ve koşma bazen de şiddet içeren davranışlar görülebilir. Toplam atak sadece 1-2 dakika sürer. Uyku sonrası kişi hiçbir şey hatırlamaz veya sadece korkulu bir rüya gördüğünü anımsayabilir. Atakların çoğu uykunun ilk 90 dakikası içinde ortaya çıkar.

Çocuğunun çığlık sesi ile uyanan aile, çocuğun ağlama ve korkusunu gideremediği için çocuğunda ciddi bir hastalık endişesi ile doktora başvurur. Anne babalar çocuklarının sara krizi geçirdiğini düşünebilirler. Uyku terörü, çocukluk çağında ileri yaşa göre daha sık görülmektedir ve 5-7 aralığında zirve yapar. Tipik olarak ergenlik döneminden önce düzelir. 4-12 yaş arasında %3, erişkinlerde %1’ den az görülür.

Birinci dereceden akrabalar arasında görülme riski 10 kat daha fazladır. Merkezi sinir sisteminin olgunlaşmasıyla ilgili faktörlerin, hastalığın temelinde yatan mekanizma olduğu ve bunun sonucunda derin uykudan uyanma reaksiyonunun bozulmuş olduğu düşünülmektedir.

Aşırı yorgunluk, stres, ateş, ilaç kullanımı, yatağından farklı bir yerde uyuma gibi faktörler uyku korkusu yaşanma olasılığını artırır.

Gece terörü ve uyurgezerliği olan çocuklarda, diğer psikolojik hastalıkların görülme sıklığında bir artış bulunmamaktadır. Buna karşın, gece terörü ve uykuda yürümenin erişkin yaşta devam etmesinin belirgin psikopatoloji ile birliktelik gösterdiği düşünülmektedir. Şizofreni, sınırda kişilik bozukluğu, bağımlı kişilik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve yaygın kaygı bozukluğu olan bireylerde uyku terörü daha sık görülmektedir.

Gece terörü aileyi paniğe sokan korkutucu bir durumdur. Hastalar sıklıkla endişe içinde doktora başvurur. Çocuk kontrolsüz çığlık atmakta, elini kolunu savurmakta ve her türlü telkine kapalı bir durumda, cevap vermemektedir. Aileye düşen çocuğun kontrolsüz hareketler nedeni ile kendine zarar vermesini engellemek ve sabırla beklemektir çünkü ataklar birkaç dakika içinde kendiliğinden sonlanır. Bu süreç geçtikten sonra çocuk zaten uykuya yeniden dalacaktır, bu nedenle çocuğu uyandırma gayreti içinde olunmamalıdır. Zaten uyandırılmak istense bile çocuk uyanmayacaktır, uyandırılabilse bile sersem ve kendinde olmayacaktır. 

Uyku terörü nadiren ortaya çıkıyorsa doktora gidilmeyi ve tedaviyi gerektiren bir durum değildir. Ancak uyku korkusunu artıran faktörlerin giderilmesi yararlı olur. Bunlar, çocuğun okul stresi, doğacak olan kardeşe ait tedirginliklerinin giderilmesi, aşırı okul veya sportif yorgunluktan kaçınılması gibi basit önlemlerdir.

Yatak odasının güvenliğinin sağlanması tedavide ilk basamaktır. Atakları ergenlik dönemine kadar devam ederse psikolojik sebepler mutlaka araştırılmalı ve gerek görülürse psikoterapi planlanmalıdır. Atağın genel olarak görüldüğü saatlerden hemen önce huzursuzluğun ve otonomik uyanıklığın ilk bulguları esnasında çocuğun ailesi tarafından uyandırılması da diğer bir tedavi seçeneğidir. Adölesan dönemin sonlarında ve yetişkinlerde tedavide bazı ilaçlar kullanılabilir.

Aileler tarafından sık karıştırılan bir diğer durum; korkulu rüyalar ve kabuslardır. Çocuk kolayca uykudan uyanır ve kendini güvende hisseder. Kabuslar, gece teröründen daha sık görülmektedir ve çocuklar ile erişkinleri benzer şekilde etkiler. Otonomik değişiklikler uyku terörüne göre hafiftir ya da yoktur ve rüyaların içeriği genellikle tüm ayrıntıları ile hatırlanır.

Uyku terörünün teşhisi ve epilepsiden kesin ayrımının yapılabilmesi için polisomnografi denilen uyku incelemesi gereklidir. Epilepsi denilen sara nöbetleri mutlaka akla gelmeli ve ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Hastalığın kesin tanısı için mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır.